Site içinde etkin tartışmalarınız için "Forum" alanına lütfen Kayıt Olun                                     

 Üye Alanı 
Şu an bulunduğun sayfa: Ana Sayfa arrow Kitap arrow Tozlu Raf arrow Freud'dan Lacan'a Psikanaliz...

Freud'dan Lacan'a Psikanaliz...
Pazar, 29 Haziran 2008

ImagePsikanalize Merak Duyanlar İçin Bir Başucu Eseri: FREUD’DAN LACAN’A PSİKANALİZ…

Yazar kitabın ilk bölümündeki “Dün ve Bugün Psikanaliz” başlıklı yazısında psikanalizin kısa tarihini özet bir biçimde aktardıktan sonra, özellikle psikanalizin bilimsel bir kuram olup olmadığına yönelik yapılan tartışmaların ayrıntılı çözümlemesini sunuyor.

Kitabı kısaca özetlersek, Saffet Murat Tura, Sigmund Freud’la başlayan ve en verimli dönemine Jaques Lacan’la ulaşan psikanalizin tarihsel gelişimini ortaya koymaya çalışmaktadır. Ama yazar bu tarihsel gelişim üzerinde fazla durmamıştır. Tura, psikanalizin öznesi diyebileceğimiz iki temel kişilik üzerinde durur: Freud ve Lacan. Ve hatta kitap aslında sadece Lacan’ı anlatmaya yönelik yazılmıştır ama Lacan’ı tanımanın yolu onun öncülü sayılabilecek Freud’dan geçtiği için, Freud’un da temel psikanaliz kuramına yönelik bilgilendirmede bulunulmuştur.

Yazar, kitabın merkezi rolünü Lacan’a vermiştir. Çünkü Lacan’dan önce belki Freud döneminde psikanaliz popüler bir kuram olma özelliğini taşıyordu ama Freud’un ölümü ve 1. Dünya Savaşı’nın yarattığı akademik kırılma yüzünden psikanaliz gittikçe popülerliğini yitirmeye başladı. 60’lı yıllara gelindiğinde ise Lacan, önce Fransa ve daha sonra da bütün Avrupa’da popülerlik kazandı. Lacan’ın bu başarısının temelinde o güne kadarki psikanalik külliyatı yeni bir senteze taşımasının etkisi vardı. Lacan, Freud’un psikanaliz mirasından bir psikanaliz bilimi yarattı. “Bilinçdışı” kavramını teorik bir çerçeveye oturtan Lacan, özgün bir bilinçdışı teorisi oluşturarak psikanalize bir zamanlar sahip olduğu konumu yeniden kazandırdı.

Kitapta bahsi geçen eleştirilerden önce psikanalitik yöntemle ilgili bilgi sahibi olmayan okuyucularımız için, psikanalizin ne olduğunu, nasıl ortaya çıktığını ve neyi amaçladığını özetlemeliyim sanırım: Sigmund Freud hipnoz çalışmaları yaparken “bilinçdışı” kavramını ortaya çıkarmıştır. Hastanın hipnotik durumda anlattığı şeyleri, uyandığında hatırlamaması verisine dayanarak bilinç düzlemi dışında da bir düzlem olduğuna kanaat getirmiş bu düzleme de “bilinçdışı” düzlem demiştir. Buradan yola çıkarak da, geçmişte yaşanmış travmaların nevroza yol açtığını ve bunların ancak bilinç üstüne çıkarılarak tedavi edilmesinin mümkün olduğunu söylemiştir. Psikanaliz serbest çağrışım tekniğinde, hastadan hiçbir şeyi sansür etmeden her şeyi anlatması istenir. Freud, bu yöntemi uygularken 'direnç' unsuruyla karşılaşmıştır: bu süreçte hasta ya aklına bir şey gelmediğini söylüyor ya da sansür uygulayarak konuşuyordur. Freud, direncin belli noktalarda yoğunlaşmış olduğunu ve bu noktaların da hastalığı kavramak açısından önemli olduğunu fark etmiştir. Demek ki direnç ,'baskı'dan kaynaklanmaktadır. Böylece Freud,'aktarma' nosyonunu geliştirir: Bu şekilde psikanalizin yürümesi için hastanın direnç sebeplerinin farkına vardırılması sağlanır. Bu yolla klasik psikanaliz, “direnç” ve “aktarma” analizi haliyle son şeklini almıştır.

Kitabın üzerinde durduğu eleştirilere gelince: Bu görüşlere göre teorinin yapısı yanlışlanmaya kapalıdır. Eğer kazara, teoriye uymayan bir olguyla karşılaşılırsa, analistler hemen gerekli varsayımı teoriye ilave ediverirler. Böylece hastalarını birtakım kötü ruhların, cinlerin etkisinde kaldığına inandırıp sonra bu ruhları, cinleri kovan ilkel büyücüler gibi, analistler de önce hastalığı açıklayan bir masal anlatırlar, sonra da hastalığı ‘kovarlar’. “Psikanaliz çağdaş bir masal, analistler de çağdaş büyücülerdir” (Karl Popper). Özellikle Frankfurt Okulu’ndan Adorno eleştirileriyle psikanalizi oldukça derin çelişkilerle yüzleştirdi. Adorno psikanalizin temel iddiasının sağlıklı işleyen bir toplumda “hasta” bireylerin olduğu ve bunların psikoterapinin bir takım teknikleriyle iyileştirilebileceğine yönelik iddiasını çok anlamsız bulur. Çünkü sağlıklı olduğunu iddia eden bir toplumda “hasta” bireylerin oluşması bir çelişkidir Adorno’ya göre. Oysa psikanalitik teorinin can alıcı başarısı tam da “akıl hastalığı”nın bizzat mevcut toplumsal düzenin yapısından kaynakladığını; yani bireyin “deliliği”nin uygarlığın kendine özgü belli bir “rahatsızlığa” dayalı olduğunu açıklamasında yatar.

+/-
Yorum yaz
Isminiz:
E-posta:
 
Baslik:
 
:angry::0:confused::cheer:B):evil::silly::dry::lol::kiss::D:pinch:
:(:shock::X:side::):P:unsure::woohoo::huh::whistle:;):s
:!::?::idea::arrow:
 
Lutfen resimdeki guvenlik kodunu giriniz.
+/- Yorumlar
Yeni Ekle Ara

3.26 Copyright (C) 2008 Compojoom.com / Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."


UYARI!
Lütfen yorumda bulunurken, argo ve hakaret içeren kelimeler kullanmayınız.
BU GİBİ YORUMLARA ONAY VERİLMEYECEKTİR
Kişiler yaptığı yorumdan kendileri sorumludur.
Bu gibi durumlar, sitemizi herhangi bir şekilde bağlamaz!!!


Son Güncelleme ( Pazar, 29 Haziran 2008 )
 
< Önceki   Sonraki >

Şuanda 1 misafir bağlı

Mamutlar geri dönecek!

Sample imageNesli binlerce yıl önce tükenen Sibirya mamutunun gen
devamını oku

Original Soundtrack

Sample imageGeçtiğimiz hafta vizyona giren yeni James Bond filmi  “Quantum...
devamını oku

Kirli, çürük ve adi

Sample imageAşk romanlarıyla pek aram yoktur aslında. Okuduğum romantik..
devamını oku

'Kargadam'

Sample imageEskişehir’in ilk ve tek kültür-sanat gazetesi olan Kargadam..
devamı oku