Lost, "lost" oldu!

E-posta Yazdır PDF
AddThis

 

Lost

Tüm zamanların en başarılı televizyon dizilerinden biri olarak kabul ediliyor Lost... Bu işin uzmanı olan Amerikalı televizyon eleştirmenleri, başarının sırrını şöyle özetliyor: “Bugüne kadar hiçbir örneğinin olmaması...”

 

Doğru… Ama Amerika’nın yanı sıra, tüm dünyada biraz da internet sayesinde fenomen haline gelen bu müthiş dizinin beşinci sezonu, yapımcılarını da, yayıncısı ABC’yi de hayli korkuttu…

 

Ocak ayında herkesin merakla beklediği, beşinci sezonun 2 saatlik ilk bölümü, sadece 11.4 milyon Amerikalı tarafından izlendi. Bu rakam, Türkiye için müthiş olabilir ama ABD’de yayın yapan bir televizyon için baş ağrısı, çok popüler bir dizi için de hayal kırıklığı demek…

Lost’un beşinci sezonunun ilk bölümü, Fox’ta yayınlanan, Lie To Me’nin gerisinde kaldı. Popüler sinema oyuncularından Tim Roth’un başrolünü oynadığı Lie To Me’nin ilk bölümü, Lost’un “merakla beklenen” bölümüne 1 milyon izleyici fark attı.

Rating rakamlarıyla değil, daha iyi anlaşılacağı için, seyirci sayısı ile bu işi daha iyi anlatabilirim…

Amerika’da genel olarak, tüm dünyada olduğu gibi spor, her zaman rating’lerin ilk sıralarında. Ülkede en çok ilgi gören spor dalı Amerikan futbolu… Amerikan Futbolu Ligi’nin (NFL) final maçı olan Superbowl’un izleyici sayısı, 30 milyonun altına genelde düşmüyor.

Spordan sonra, bizdeki “star” yarışmalarının kopyalandığı, American Idol ve Dancing With The Stars gibi yapımlar en çok ilgiyi görüyor. American Idol’ın haftalık izleyici sayısı, 20-25 milyon civarında. Dancing With The Stars da 20 milyonu zorluyor; ortalama izleyici 17-18 milyon.

Diziler için rating başarısı, genelde 15 milyon kişi ve üzeri denilebilir… Aslında, bir diziyi 10 milyonun üzerinde kişinin izlemesi başarı olarak kabul edilse de, bu rakam rating sıralamasına girmeye yetmediği için, yayıncı kuruluşları “düşünmeye” zorluyor.

Ülkede, en çok ilgi gören diziler arasında ilk sıraları yıllardır Crime Scene Investigation serisi (CSI, CSI NY ve CSI Miami) alıyor. Türkiye’de de bilinen Desperate Housewives, House ve Grey’s Anatomy’nin yanı sıra, The Mentalist, Criminal Minds, Without A Trace ve Cold Case de genelde 10-15 milyon arasındaki ortalamalarıyla hep ilk 20’nin içinde.

İşte Lost, beşinci sezona beklenmedik bir düşüşle başladı ama daha sonra toparlandı. İlk gün yenildiği Lie To Me’den rövanşı daha sonraki haftalarda aldı. İlginçtir, en son resmi kayıtlara geçen yedinci bölüm, Lie To Me’den 1 milyon izleyici daha fazla topladı, 11.3 milyon kişi tarafından izlendi.

Buna karşın, hala ilk 3 sezondaki rating ve seyirci sayısına ulaşmış değil. Yapımcılar da, ABC yöneticileri de kara kara düşünüyor; “Biz nerede hata yaptık?” diye… İnternetteki forumlardan birinde gördüğüm şu görüş, hiç de yanlış olmasa gerek:

Sezon finalini mayısta izliyorum, ocakta yeni sezon başlıyor. Arada 7 ay var. Soğudum…

Yaratıcısı J.J Abrams ve ekibinin ABC televizyonu ile 6 sezonluk bir anlaşma yaptığını belirterek bu bölümü kapatıp Lie To Me’ye geçeyim…

Türkçeye “Bana Yalan Söyle” olarak çevirebileceğimiz bu ilginç yapımın en büyük kozu, şüphesiz Tim Roth. Oscar adaylığı da bulunan İngiliz oyuncu, yüz mimikleri ve vücut dili konusunda uzmanlaşmış Doktor Cal Lightman’ı canlandırıyor. Lightman, kurduğu şirketteki ekibiyle birlikte, insanların yüz mimikleri ve vücut dillerini okuyarak gerçekleri ortaya çıkarıyor. Bir anlamda, “canlı” yalan makinesi!..

Lie To Me, ünlü bilim adamı Paul Ekman’ın araştırmalarından yola çıkılarak hazırlanmış. “Değişik tarzda bir dizi arıyorum” diyenlere şiddetle tavsiye edilir! Ancak polisiye dizileri sevmeyenler uzak durmalı…

Amerika’da, son dönemin en çok ilgi çeken dizilerinden biri de Dollhouse… Fox’ta Cuma akşamları yayınlanan, klasik formatın (Diziler genelde 40 dakika… Cuma günleri yayınlanan yapımlar ise 50 dakikalık oluyor) dışındaki Dollhouse, bilimkurgu ve aksiyon meraklıları için ilgi çekici görülebilir.

“Vampir Avcısı Buffy” ve “Angel” gibi popüler dizilerin de yaratıcısı olan Joss Whedon imzalı…

Normal hayatından vazgeçen, hafızaları silinerek “Dollhouse” adlı illegal şirkete giren, burada beyinlerine yapılan yüklemelerle farklı kimliklere bürünüp, şirket müşterilerine hizmet eden insanların öyküsü anlatılıyor.

Başrollerini Jim Carrey ve Kate Winslet’ın paylaştığı, 2005 yılında En İyi Özgün Senaryo Oscar’ını alan Eternal Sunshine of the Spotless Mind adlı muhteşem filmle benzerlikler taşıdığı söylense de, Dollhouse’un sınıfta kaldığını belirtmek gerek. Özellikle, oyuncu kadrosu tam bir felaket! Kurgu da, böylesine iddialı bir yapıma yakışmıyor.

Kısacası; fikir güzel ama, mal kötü! İkinci sezonu görmesi zor…

Yine de, zaman geçirmek veya “değişiklik” için izlenebilir.

Yorum ekle

UYARI!
Lütfen yorumda bulunurken, argo ve hakaret içeren kelimeler kullanmayınız.
BU GİBİ YORUMLAR SİLİNECEKTİR
Kişiler yaptığı yorumdan kendileri sorumludur.
Bu gibi durumlar, sitemizi herhangi bir şekilde bağlamaz!!!

440


Güvenlik kodu
Yenile