Uzun Metraj

O ateşi hissettim... Gerçekten

E-posta Yazdır PDF

Image
Şimdiye kadar İngiliz dizisi deyince aklıma ik aklıma gelen Cupling-di! Hani o meşhur “Perhaps, perhaps, perhaps” (Belki) şarkısının eşlik ettiği hafif muzır, bolca soğuk esprilere sahip klasik İngiliz soğukluğunun bir iz düşümü…

Cupling, izlediğim diğer İngiliz yapımı filmler, diziler, İngiltere hakkında yazılıp çizilenlerden mi etkilendim bilmem ama İngilizlerin biraz soğuk olduğunu düşünürüm hep. Bireysel ilişkilerde, aile ortamında ve hatta aşkta… Aşk derken o yürekten kabaran, yemeden içmeden kestiren, sevileni burnun ucuna çaktıran o tapılası, herkesin en az bir kez tatması gereken duygudan söz ediyorum. Birkaç içki, bir göz süzüş, kazara sergilenen (!) dekolte ya da etkileyici bir dokunuşla şahlanan şehvetin gücüyle yatağa sürükleyen ilkellikten değil...
Neyse sadede gelelim.

Açıkçası İngilizlerin aşk anlayışının o ilkellik sınırlarında gezdiği düşüncesi bir şekilde yerleşmiş kafama. Onun için çok şaşırdım o ateşi hissedince. Ayrıntılara gelince…
Kanal: TNT
Dizi: Spooks
Konu: Birleşik Krallık (İngiltere) gizli güvenlik servisi MI5’in ajanlarının, organize suçlara, terörist faaliyetlere, büyükelçilik kuşatmalarına, yasadışı silah ticaretine ve anarşistlere karşı verdiği mücadele.
Geçen hafta izlediğim bölümde İran’ın nükleer silah çalışmaları bir şekilde sonlandırılmış ama hala ortalıkta ABD’lilerin ajanlarını öldüren bir grup var. Adı Yalta. MI5’in en iyi ajanlarından Ros Myers (Hermione Norris) aynı zamanda Yalta’ya bilgi taşıyor. Yani Double ajan. Bir şekilde deşifre oluyor ama MI5’takileri Yalta’yı kontrol altında tutmak için bu işe giriştiğine ikna ediyor. En sert muhalifi MI5’in en iyi ajanı Adam Carter (Rupert Penry Jones). Bu sırada Yalta MI5’ın patronu Harry Pearce’ı (Peter Firth) kaçırıyor. Ros Pearce’ın tutulduğu şatoya gidiyor. Adam da onu takip ediyor. Şatoya giriyor. Ros’u buluyor. Boynuna zehirli iğneyi dayıyor. Ama Ros bir kez daha ondan yana olduğunu söyleyerek sıyrılıyor işin içinden. Ya da biz öyle sanıyoruz. (İzleyiciler)
Sonra Pearce’ı kurtarmaya çalışıyorlar ama başarılı olamıyorlar. Şatodan kaçmak zorunda kalıyorlar.
Etraf göz alabildiğine başak tarlalarıyla kaplı. Elinde son model silahlar olan adamlar onları ararken onlar işte o ateşi, ekrandan taşan ateşi yakıyorlar.
Ros, “Geri dönmeliyim. Harry”yi kurtarmalıyım” diyor.
Adam, o buz gibi soğuk bakışlı İngiliz tutuluyor. “Gitme” çıkıyor ağzından zar zor.
Ros o an anlıyor. Duygularının karşılıksız olmadığını. “Bizim için yok” diyor.
Adam tekrarlıyor, “Bizim için yok.”
Sonra silkiniyor yine o gözlerinin maviliğinden fışkıran ateşle “Gitme” diye tekrarlıyor.
Ros, “Ne şimdi, ne başka bir zaman, ne de başka bir yer… Bizim için yok” diyor.
Kısacık, dudaklarının üzerinden rüzgar gibi geçen minicik bir öpücükle uğurluyor Adam, Ros’unu. O şatoda ölümünün mutlak olduğunu bile bile.
Öyle çivilenmişim ekrana.
Haksız mıymışım? Herkese bir kere nasip olmalı mıymış bu bir duygu?

Online Üyeler »

0 Kullanıcı ve 539 Misafir Çevrimiçi

AKTİV GRUPLAR »