Televizyon
Dizi Makaleleri
Sinemayı bırak televizyona bak...
Sinemayı bırak televizyona bak... |
| Cuma, 10 Ekim 2008 | |||||||
|
Film endüstrisinde olduğu gibi, televizyon dünyasının anavatanı olan Amerika’daki pek çok diziyi, yayınlandıktan sadece birkaç saat sonra izlemek mümkün… Öyle ki, Amerika’da herhangi bir “cable tv” kanalında yayınlanan herhangi bir diziyi pek çok Amerikalı izleyemezken, Çin’den Rusya’ya, Türkiye’den Fransa’ya kadar pek çok “internet kurdu” günü gününe takip edebiliyor.
Özellikle 90’lı yıllardan sonra, televizyon dizilerine harcanan paralar, sinema filmlerinin bütçeleriyle yarışır hale geldi. Bu, aslında bir etki-tepki olayı…
Yönetmenleriyle, oyuncularıyla; sinemacılar televizyon dizilerine el atmaya başlayınca, gelişme kaçınılmaz oldu. Senaryo ve görsellik açısından zenginleşen televizyon dizileri, yüzlerce örnekle, tüm dünyada beğeniye sunuldu. Diziler beğenildikçe, bütçeler arttı; vs. vs…
Amerika’daki belli başlı televizyon kanalları, genelde dizilerinin bütçelerini açıklamıyorlar. Ancak zaman zaman basına sızan bilgiler, işin boyutlarını gözler önüne seriyor. Örneğin, tüm dünyada fenomen haline gelen Lost’un sadece bir bölümünün maliyetinin 20-25 milyon doları bulduğu söyleniyor.
90’lı yıllarda, CBS’in 20-25 dakikalık bir sit-com için ayırdığı bütçe, bölüm başına 900 bin dolardı. Bugün, The Simpsons, South Park gibi üst düzey bir animasyon dizisinin bile tek bir bölümü için 3 milyon dolarlık bir bütçe söz konusu…
10 sezon süren ve finali 2004’te yayınlanan Friends adlı sit-com’un en popüler oyuncusu Jennifer Aniston’ın bölüm başına 1 milyon dolar aldığını düşünürseniz, maliyetin nasıl rakamlara ulaştığını hesaplayabilirsiniz.
Hal böyleyken, birinci sınıf sinema oyuncularının bile bir zamanlar dudak büktükleri televizyon dünyasına artık sıcak bakmaya başladıklarını da görüyoruz… Al Pacino ve Meryl Streep gibi…
* * *
Televizyon dünyasının son dönemdeki “harika çocuk”larından biri, J.J. Abrams…
“Ne yaparsa izlerim” diyebileceğiniz tiplerden…
Tam adı Jeffrey Jacob Adams olan bu zat için Amerikan basını “Televizyon dünyasının Spielberg’ü” yakıştırmasını yapıyor. Felicity ve Alias’tan sonra patlattığı Lost bombası, Abrams’ı Amerika’nın en popüler isimlerinden biri yaptı.
Aslında bir sinemacı ama televizyonlara yaptığı işler daha çok ilgi çekiyor.
Yine de, hayal kırıklıkları yok değil…
Müthiş oyuncu kadrolarına rağmen; What About Brian 2 sezon, Six Degrees de sadece 13 bölüm yayınlandı. “Kötü” diziler değillerdi ama yeteri kadar (Ölçüsü bilinmiyor) rating alamadıkları için yayınlarına son verildi.
Bu iki hayal kırıklığından sonra bir bomba patlatması beklenen Abrams, fitili çekti: Fringe…
“Bilim-kurgu, korku, gerilim, dram” türündeki Fringe, şimdiye kadar örneği olmayan bir yapım… Kabaca; bir FBI ajanının, “kafayı sıyırmış” bir bilim adamı ve oğluyla, olağanüstü olayları, sıra dışı yöntemlerle çözmelerini konu alıyor.
Fringe, ilk bölümlerinden itibaren Fox’un yüzünü güldürdü. 90 dakikalık pilot bölümü 9 milyon, ikinci bölümü de 13 milyon kişi tarafından izlendi… Amerika’da bu sezon başlayan diziler içinde, 90210’dan sonra en iyi ikinci rating’i aldı.
Vatan gazetesinin 4 Ekim Cumartesi günkü Bizim Kahve ekinde, “Bu dizilere bağımlı olacaksınız” başlıklı bir haber yayınlandı. Fringe’i atlamışlar!..
Aralarında Gossip Girl, Project Gary, The Mentalist, Eleventh Hour ve Life On Mars’ın da bulunduğu pek çok dizi Türkiye’de de popüler olmaya aday yapımlar arasında gösterilirken, listede 90210 gibi Fringe de yer almıyordu.
Türkiye’de Digiturk veya Doğuş Grubu’ndan hangisi önce uyanıp Fringe’i kapacak, merak ediyorum…
* * *
Türkiye demişken…
Arada sırada televizyon kanalları arasında dolaşırken, yine birbirinden kalitesiz yapımlara rastlıyorum. Ne senaryo var, ne doğru düzgün yönetmenlik örneği…
Aman Nursel Köse duymasın!..
Bizler “sinema filmi tadında televizyon dizisi” izlerken, televizyon dizisi tadında bile televizyon dizisi yapamayan insanların Türk halkını dumura uğratma çalışmaları sürüyor!
Doğru düzgün “çalıntı” bile yapamamışlar. Grey’s Anatomy’yi “Doktorlar” diye yuttururken, saçmalamışlar!
Olan, tiyatro kökenli oyunculara oluyor…
Ama arada kötü oyunculuk denemelerini görmek de doğrusu iyi oluyor!
“Ece” diye bir diziye rastladım. Başrolde Hande Ataizi… Ege olarak uykuya dalan ancak yapılan bir büyü sonrası yataktan kadın olarak kalkan Ece’yi oynuyor… Daha doğrusu, oynayamıyor!
Belli ki, dizinin yapımcıları It’s A Boy Girl Thing adlı filmi izlemişler!
Ama Ataizi, Hollywood’un “ikinci sınıf” genç oyuncularından biri olan Samaire Armstrong’u izlememiş…
Tavsiye ederim… İzlesin, öğrensin!..
3.26 Copyright (C) 2008 Compojoom.com / Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."UYARI! Lütfen yorumda bulunurken, argo ve hakaret içeren kelimeler kullanmayınız. BU GİBİ YORUMLARA ONAY VERİLMEYECEKTİR Kişiler yaptığı yorumdan kendileri sorumludur. Bu gibi durumlar, sitemizi herhangi bir şekilde bağlamaz!!! 349 |
|||||||
| Son Güncelleme ( Cuma, 10 Ekim 2008 ) | |||||||
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
“Taşıyıcı 3” (Transporter 3)... Serisinin şimdilik son halkası…
devamını oku
“Yalanlar Üstüne” (Body Of Lies), adına nedense kirli savaş...
devamını oku
Mafya, uyuşturucu, kara para, cinayet, işkence ve ölümüne bir...
devamını oku
Ayşe Kulin’in yeni çıkan kitabı Umut, Osmanlı’nın son ...
devamı oku