Uçurtma Avcısı'yla kalbimizi fetheden Afgan asıllı Amerikalı yazar Hosseini, Bin Muhteşem Güneş'de tek kitaplık bir yazar olmadığını kanıtlıyor. Bu kez ülkesinin parlayamayan güneşleri, cesur ve güçlü kadınlarının hikayesini anlatıyor. Gayrı meşru bir ilişkiden dünyaya gelen "harami" Meryem ve ailesini savaşta kaybeden güzel Leyla'nın zor şartlar altındaki şaşırtıcı dostlukları eşliğinde, Afganistan'ın yakın tarihine de tanık oluyoruz. Meryem çocukluğu boyunca taptığı, haftada bir günlük ziyaretini sabırsızca beklediği babası tarafından ihanete uğrar. Leyla ise beraber büyüdüğü çocukluk aşkı Tarık'ı kaybeder. Bu kayıplar bu iki kadının dünyasını yerle bir eder ve aynı zamanda birbirlerini bulmalarını sağlar. Zalim ve bencil bir erkek olan Raşit'in "koruması" altına giren bu iki kadın en acı anlarında bile mutluluğu ve sevgiyi birbirlerinde bulur.
Bazı kitaplar vardır; son cümlesi okuyucusunda buruk bir gülümseme yaratmak için yazılmıştır. İşte Khaled Hosseini (Halit Hüseyni)'nin iki kitabında da son cümleler unutulmazdır. Bin Muhteşem Güneş, tıpkı Uçurtma Avcısı gibi sevgi, dostluk ve aşk kavramlarının tarihi olaylarla harmanlandığı çok etkileyici bir roman. Hem yakın tarihteki yıkıcı olayları Afgan halkının gözünden görüp, hem de doğunun kadınlarının ne kadar acı şartlarda yaşamak zorunda bırakıldıklarını izleyeceksiniz. Bu kitabı okuduktan sonra da kahramanımız, atamız, ve kuşkusuz en büyük, en parlak güneşimiz olan Mustafa Kemal Atatürk'e - özellikle de kadınlar olarak - ne kadar çok şey borçlu olduğumuzu tekrar göreceksiniz.
Not: Kitapla ilgili yaptığım araştırmada en çok eleştirilen yönünün Afganistan üzerindeki Amerikan politikasını haklı çıkaran birkaç cümle hakkında olduğunu gördüm. Hosseini'nin Amerika'da yaşadığı göz önüne alınırsa bu yaklaşımı çok da şaşırtıcı değil.
