There was a problem loading image /home/asmodeus/public_html/portal/mambots/editors/fckeditor/editor/images/smiley/msn/regular_smile.gif
There was a problem loading image /home/asmodeus/public_html/portal/mambots/editors/fckeditor/editor/images/smiley/msn/regular_smile.gif
There was a problem loading image /home/asmodeus/public_html/portal/mambots/editors/fckeditor/editor/images/smiley/msn/regular_smile.gif
There was a problem loading image /home/asmodeus/public_html/portal/mambots/editors/fckeditor/editor/images/smiley/msn/regular_smile.gif

Bebek’ten, Arnavutköy’den ilerledim sahil boyunca ve müzenin olduğu ‘’Çınaraltı’’ durağında indim… Birkaç dakika denizin seyrine daldıktan sonra, karşıda beni bekleyen Sabancı Müzesi’ne ilerledim…
Bakalım bizleri neler bekliyor_?
Haydi, yol alıyoruz ve Sabancı Müzesinin bahçe kapısından içeri giriyoruz… Kapıdan girişte biraz yürüdükten sonra sol taraftan biletlerimizi alıyoruz.( Bilet fiyatları ise şöyle; eğer öğrenci, öğretmen ve 60 yaşın üstünde iseniz 3YTL, grup halinde gidiyor iseniz 7 YTL ve bunlardan hiçbiri değil şahsi gidiyor iseniz tam bilet fiyatı 10 YTL olarak belirtilmiş.) Sonrasında sıkı bir güvenlik kontrolünden geçiyoruz ve serginin olduğu bölüme doğru yol alıyoruz… Yeşillik ve çiçekler arasındaki merdivenlerden çıkıyor, serginin olduğu binaya ulaşıyoruz. Girişte kırmızı halılı, plastik camları olan tünelimsi bir girşten geçiyoruz, yerleri zebra desenli zemini olan, boş bir oda karşılıyor bizi… Sonra o odanın merdivenlerinden iniyoruz tekrar bir güvenlik kontrolünden geçiyoruz ve müzenin içerisindeyiz… Ama müzenin içerisine girmekle bitmiyor tabii ki 
Üstünüzdeki montları, çantaları, şemsiyeleri oradaki vestiyere ücretsiz olarak bırakabiliyorsunuz ama dikkat edin verdikleri fişi sakın kaybetmeyin (şahsen ben kaybettim) çıkışta montlarınızı alırken size ait olduğunu anlamaları için markasını, cebinde neler olabileceğini söylemek zorunda kalabilirsiniz. ( benim gibi 
Bu işlemlerden sonra girişteki diğer bölümden kimliğinizi oraya bırakmak karşılığında ‘’ Sesli Dinleme Cihazı’’ edinebilirsiniz ki sakın unutmayın! Çünkü tabloların yanında bulunan numaraları tuşlayıp tablo hakkında bilgi almanızı sağlayacaktır.
Sergi 3 katta seyrimize sunulmuştur. Ama sizlere bir tavsiye, o gün içerisinde kimseye söz vermeyin. Sadece o sergiyi dolaşmak olsun işiniz, çünkü içeriden ne zaman çıkacağınızı bilemiyorusunuz ki ben 3 saatten fazla kaldım 
Ve başlıyoruz gezmeye...
İlk gişirte fotoğraf ve tarihlerle Dali’nin hayatı, ailesi, yaşadığı yıllarda neler olduğu, gibi bilgiler karşılıyor bizleri… (Bu arada ‘’O’’ (sıfır) ı tuşladığınızda bu bilgileri dinleme cihazından da dineyebilirsiniz 
Sonrasında 1 numaralı tabloya geliyoruz dinleme cihazımızda 1’i tuşluyoruz ve 1920 yılı civarında yapmış olduğu ilk dönem yapıtlarından ‘’Babamın portresi ve Es Llaner’deki ev’’ resmini seyrediyoruz…
Madrid ve Barselona yıllarına gidiyor, yazdığı günlekleri okuyoruz… Ve oradan Paris, Dali’nin Amerika Birleşik Devletleri’ne Yolculuğuna çıkıyoruz… İlerleyen zamanlarda ise Karısı ve esin kaynağı olacak olan ‘’Gala’’ ile tanışıyoruz.. Ve sonrasında her şeyde, her yerde Gala çıkıyor karşımıza biryerlere gizlenmiş ya da apaçık ortada. O kadar büyük, yüce bir aşk ki… Bir yerde şöyle demiş ‘’ tüm ihtişamıyla Gala’’… Bunları görmenizi isterim.
Sonrasında diğer tabloların seyrine dalıyoruz. Tabii ki serginin genelinde sadece tablolar değil, eskiz, tasarım, basında Dali, fotoğraflar, el yazmaları, yapmış olduğu sahne tasarımları ve çeşitli dökümanlar bulunmakta. En güzeli de, serginin ilerleyen bölümlerinde Walt Disney için çizdiği bir film ‘’Destino’’ ve yazdığı ‘’Bir Endülüs Köpeği’’ ni küçük cep sineması tadında yerlerde izleyebiliyorsunuz…
Bir de cam kutuların içine koyulmuş aynı fakat rengi farklı olan üç tabloyu camekânın orta birleşim noktasına yaklaşıp baktığınızda üç boyutlu olarak görebileceğiniz harika tablolarda bulunmakta.
Serginin 2. bölümüne geçerken, merdivenlerin sağında kocaman bir tablo gözükmekte. Bu tablonun özelliği ise normal bakıldığında Gala’nun Nü hali fakat 20 metre uzaktan bakıldığında Abraham Lincoln’ün portresi olarak görünmektedir dikkat ediniz. Ve eğerki gezme durumunuz olur ise lütfen ‘’ İçinden bir kaşık çıkan soldaki pencerenin gerisinde Valanquez can çekişiyor’’ (1982) adlı tablosuna bakın.
İçeride yüzlerce insan olmasına karşın o kadar sessiz olması da başka bir güzellik.
Serginin en son bölümünde ise, Sevgili Ara Güler’in çekmiş olduğu, Salvador Dali fotoğrafları bulunmakta…
Eveet… İzlenimlerin sonuna geldik. Her şeyi anlatmak istemedim çünkü sizinde gezip, görüp, yaşamanızı, isterim.
Şahsen ben kendimi kaybettim. Okadar muazzam bir olay ki. Bildiğiniz üzre Dünya’nın en kapsamlı sergisini ağırlamaktayız ülke olarak. Anlatılamayacak duygularla geziyorsunuz sergiyi.
Çıkışta ise almak isterseniz, hediyelik eşya bölümünden Dali’nin tablolarını içeren kitapçık, boyama kitabı, büyük kitap, filmleri, tasarımı olan dudak şeklinde anahtarlıkları, makyaj çantaları ve serginin afişini edinebilirsiniz.
Bir de Dali hakkında fazlaca bilgi edinebileceğiniz konferans programı oluşturulmuş. Tarihleri ise şöyle;
21 Eylül, Pazar, 15:00 - Salvador Dali’nin Yaşamı ve Eserleri – Montse Aguer Teixidor ( Gala-Salvador Dali Vakfı, Dali Çalışmaları Merkezi Müdürü)
24 Eylül, Çarşamba, 19:00 – Bir Yazar Olarak Dali – Felix Fanes (Barselona Otonom Üniversitesi’nde Sanat Tarihi Profesörü)
8 Ekim, Çarşamba, 19:00 – Sürrealizmin Türkiye’deki Sürrealist Serüveni- Hasan Bülent Kahraman (Sabancı Üniversitesi)
22 Ekim, Çarşamba, 19:00 – Salvador Dali ve Kitle Kültürü – Juan Jose Lahuerta Alsina ( Barselona Mimarlık Okulu)
29 Ekim, Çarşamba, 19:00 – Salvador Dali ve Sinema – Joan Maria Minguet Batllori ( Barselona Otonom Üniversitesi )
05 Kasım, Çarşamba, 19 :00 – Salvador Dali ve Mimarlık: Birer Beden Olarak Binalar – Juan Antonio Ramirez (Madrid Otonom Üniversitesi )
12 Kasım, Çarşamba, 19:00 – Gerçeküstücülük ve Dali – Ferit Edgü (Yazar) Yağmurlu, melankolik bir İstanbul gününde Salvador Dali ile buluşmanın keyfi de bir ayrıymış… Gezip, görmeniz dileğimle… Sevgiler…


