Uzun Metraj

Dünyanın müziği…

E-posta Yazdır PDF

b_320_500_16777215_0___images_stories_news_abidin4_gokhankirdar.jpg

Birkaç ay önce eşim “İşten erken çık, sana bir sürprizim var” dedi. Koştur koştur eve gidip üstümü değiştirdim. Bakırköy’de rahmetli Cem Karaca anısına yapılan kültür merkezinde Gökhan Kırdar’ın ücretsiz konseriymiş sürpriz…

Genelde sert müzikleri tercih etmeme rağmen Gökhan Kırdar’ın değişik tılsımı ilgimi çekmiştir hep. Artık efsane olan Yerine Sevemem, Üstüme Basıp Geçme gibi slow’lar, Yağmur, Fayton gibi dizi müzikleri ve Kurtlar Vadisi’ne ayrı bir hava katan new age tadındaki çalışmalarıyla özel bir müzisyendir gözümde…

Yerine Sevemem ayrıca eşimle ortak zevkimiz doğrultusunda “bizim” şarkımız olmuştur flört günlerinden bu yana. İşte bu duygularla gittik konsere. Ücretsiz olunca yer bulamaz mıyız endişesine kapılsak da Kırdar’ın popüler müziğin odak noktasına uzak durmasının etkisiyle, konser salonunda güzel bir yere konuşlandık….

Konser, elektronik ağırlıklı bir ses tesisatı ile gerçekleşince, tüm repertuarını sergileme şansı buldu Kırdar. Yerine Sevemem’le başladı, yukarıda bahsettiğim harika eserlerin dışında piyasaya taze sürülen yeni şarkısı Dayan Kalbim, Kurtlar Vadisi’nden Öldüm de Uyandım ve kızına bestelediği Nisan’la son buldu. Ses düzenindeki aksaklıklar, normal bir şarkıcıyı defalarca sahneden indirecekken, Kırdar peygamber sabrı ile istifini bozmadan söyledi şarkılarını.

Kendisini nadiren televizyon programlarında yakaladığımda filozof dinginliğine hayran olmuştum. Konserde hakkındaki güzel fikirlerim pekişti elbette. Konser sonrası tüm hayranlarının birlikte fotograf çektirme ve imza taleplerini tek tek yerine getirdi… Ben de yeni piyasaya sürülen Kurtlar Vadisi Vol.3 ile Dayan Kalbim’in single’ı ile Kırdar diskografimi tamamlarken, bu mütevazı şahsiyetin imzası ile albümleri de taçlandırdım.

Genelde synthsizer ağırlıklı new age tarzına gelirsek, ülkemizde en bilinen temsilcisi şu an Gökhan Kırdar… Hazırlanan elektronik altyapının üzerine ney, düdük gibi nefeslilerin akustik kayıtlarını yerleştirerek “world music” (dünya müziği) tadında harika eserlere imza atıyor. Özellikle Kurtlar Vadisi müziklerinin ileride tarzın uluslararası tutkunları tarafından kült mertebesine taşınacağını düşünüyorum…

Bu tarzın önemli temsilcileri, Moğollar’ın eski üyelerinden Murat Ses ve bazı albümleri ile perküsyon üstadımız Okay Temiz’dir. Ancak Murat Ses’in tarzı dünya müziği kategorisi için daha soyut kalıyor Kırdar’a oranla… Soyutu şöyle açayım: Murat Ses sonuçta tamamen elektronik sesler kullanıyor, ancak Kırdar yöresel çalgıları da harmanlıyor müziğinde…

Dünya müziği ile, belli başlı bazı müzisyenlerin solo albümlerini toplarken tanışmıştım. Ne olduğu tam belli değil aslında. Hemen her ülkenin kendi geleneksel folk müziği var. Ama folktan dünya müziği kategorisine çıkabilmek, biraz daha kaliteli bir sound ve kayıttan, yani evrensellikten geçiyor. Tabi bugün küreselleşmenin belki de nadir iyi sonuçlarından biri, ülkelerin birbirinin kültürlerine daha fazla ilgi duymalarını sağlaması…

Bu müziğin yerelden genele geçişi de çok eski değil. Aslında ilk örnekleri gene 70’lerde folk rock yapan gruplarda. Tabi 68 kuşağının özellikle Hint ve sonrasında Arap müziğine ilgi duyduğunu da atlamayalım. Sitar kullanan Beatles ve tabla kullanan Led Zeppelin, birçok müzisyene bu konuda yol göstermiştir muhakkak…

Peter Gabriel’in solo kariyeri dünya müziği için de önemli bir çıkıştır: Farz-ı misal Biko! Körfez Savaşı’nda da o zamanki “İnterStar” canlı yayınlarında Gabriel şarkılarını kullanırdı. Sonrasında Sting de bu türü popülerleştirdi. Gene eskilerden new age kategorisinde anılan Mike Oldfield ve Kitaro, kendi ülkeleri olan İrlanda ve Japonya’nın yerel motiflerini evrensel biçimde yorumlayarak bence world muziğin de temelini atmışlardır. 80 sonlarında mağrip popu denebilecek Rai, başta Fransa olmak üzere yayıldı. Latin müziği, özellikle dansları sayesinde hep rağbet gördü. Son dönemde de Balkan müziğine ilgi artıyor: Goran Bregovic, Gogol Bordello, Shantel…

Ülkemize gelirsek… İnanılmaz zengin bir müzikal kültürümüz var… Osmanlı’dan, hatta Anadolu uygarlıklarından miras… Ama çoğunu popüler kültüre katık yapıyoruz. Misal; Seferad ve İsmail Türüt!

Ülkemizde evrensel dünya müziğinin ilk örnekleri Moğollar’la başlayan Anadolu Pop ve Rock türü ile görülmüştür ki; bu başlı başına ayrı bir yazı konusudur…

Ülkemizde bu türde ilk adı zikredilmesi gereken ise Okay Temiz’dir bana gore… Tasavvuf, Balkan, Mehter yorumları ilk aklıma gelenler. Temiz’in şansı, uzunca süre yurtdışında, İsveç’te yaşaması, farklı etnik kimlikli müzisyenlerle çalışmasıydı özgürce. 70, 80’ler malum TRT’nin müzikte en dayatmacı olduğu dönemler, hicbir senteze de izin yoktu. Ancak TRT’nin o dönemki en güzel ara müzikleri de Okay Temiz tarafından yapılmıştı: Bugün Oriental Wind adlı grubuyla birlikte doldurduğu Ara Müzikler LP’si oldukça değerlidir.

Temiz, hala yeterince tanınmıyor. Ziyadesiyle popüler Burhan Öçal’ın, Temiz’in adını bir kez andığını da duymadım. Oysa ki ülkemizde perkusyon, darbuka vs. vurmalı sazların müzik aleti yerine konmaları dahi Temiz sayesindedir. Tabi Livaneli, Yansımalar, Asaduryan, Kardeş Türküler ve Kazım Koyuncu da es geçilmemeli…

b_320_500_16777215_0___images_stories_news_abidin4_kazim_koyuncu.jpg
Kazım Koyuncu’yu, dünyanın ilk Laz Rock grubu olarak çıkan ve iki albüm yapan Zuğaşi Berepe ile tanımıştık. Solo albümleriyle de iyice kanımız kaynadı Kazım’a. Ama Karadeniz’in radyasyonu aldı götürdü bizden onu… Kimbilir daha neler üretecekti?

Uzun yıllar Kanada’da yaşayan “aykırı neyzen” Mercan Dede de önemli bir figür dünya müziğinde. Burhan Öçal’ın, Alman müzisyen Pete Namlook’la yaptığı çalışmalar da önemli…

Ne tesadüf ki; gene yurtdışında uzun yıllar kalan Fuat Saka, siyasi söylemli albümlerinden sonra ilk Karadeniz müzik örneklerini de Almanya’da vermişti. Ülkemize döndükten sonra Lazutlar serisi ile Karadeniz / Kafkas müziğinin ne kadar zengin olduğunu herkese gösterdi. Bugün tulumun yere göğe konamayan İskoç gaydasından çok daha zengin bir müzikal armonisi olduğunu, evrensel müziğe daha uygun olduğunu söyleyebiliyorum kendimce. Kemençe de yerinde kullanıldığında çok etkili oluyor.

Ayrıca Saka’nın Lazutlar serisinde Bulgar, Gürcü, Azeri, Alman, Amerikalı müzisyenlerle kurduğu ittifak, NATO’dan da, AB’den de daha değerlidir gözümde.

Livaneli üstadın dediği gibi…

Şayet “dünyayı güzellik kurtaracak”sa, bunun içinde dünya müziği önemli rol oynayacaktır…

Online Üyeler »

0 Kullanıcı ve 428 Misafir Çevrimiçi

AKTİV GRUPLAR »