Uzun Metraj

Sefalet Festivali : Rock'n Coke

Oy ver
(4 oy)

Her şeyden önce, basın bölümünden çıkmayıp, bütün konseri gölge altında sahneye 600 metre uzaklıkta izledikten sonra "şöyle mükemmel festivaldi, böyle süperdi, öbür türlü bambaşkaydı" övgüleri ile yıkama yağlama yapan "hesapta" yazar arkadaşlarımın hepsini buradan ayrı ayrı selamlamak istiyorum. İnsan içine karışmadan festival yazısı yazmanın tadı bambaşka olsa gerek.

Şu bir kaç gündür "Gençler Rock'n coke'da Festival Coşkusunu Yaşadı" gibisinden basmakalıp girizgahlar ile dolu ve sahneye çıkan isimler hakkında bir kaç kelimeyi aşmayan göstermelik yazılar ile köşelerini dolduran bu yazar büyüklerimin, Basın forsu altında her konsere ücretsiz damlamayı da maharetten sayması ayrı bir trajedi tabi. Her fırsatta “festival zihniyetinin yerleşememesinden” dem vuran bu çok değerli müzik yazarlarımız nedense festival nabzını yoklamak gibi bir zahmete girmeye de çalışmıyorlar. Eeee aylardan temmuz, güneş tepede…Kim uğraşsın nabızla tansiyonla…3-5 cümle karalarsak alırız paramızı ne de olsa!

 

Gelelim biz Rock'n Coke güncemize...Her şeyden önce yılın en fazla mide bulandıran organizasyonlarından biri olduğunu gönül rahatlığı ile söyleyebiliriz bu festivalin. Ama biraz ağırdan almak lazım gelir. Giriş kısmına kusarsak koku yapar, okuyucu kaçar. İyisi mi yavaş yavaş anlatalım nasıl çamura battığımızı. Kaseti başa saralım ve sakin sakin koyulalım yola…

b_320_500_16777215_0___images_stories_news_tetis_rakinkok5.jpg
15 Haziran tarihinin akşam saatlerinde Taksim'den servislerle yola çıkıp, yaklaşık 1 saat 45 dakikalık bir yolculuktan sonra Hezarfen Havaalanına varıyoruz. Kamp sırasında beklerken ziyaretçilere ikram edilen ve plastik bir bardağın yaklaşık 4'te birine tekabül eden kolalar daha başlangıç aşamasında bizlere bardağın dolu kısmına bakmamız gerektiğini fısıldıyor. Daha ilk dakikadan her haltı metafora bağlama derdinde olmadığımız için ciddiye almıyoruz mevzuyu. Klasik arama tarama ritüelinden sonra kamp alanına varıyoruz. Burada festivalin ilk golü atılıyor. Yetersiz kamp görevlisi sayısına, bir de kampçıların kafaya göre takılma alışkanlığı eklenince, "çarpık çadır kentleşme" yaşanıyor. Sonrasında görevli arkadaşların yavaş yavaş kendilerini göstermesiyle bu sorun bir miktar aşılıyor. Bu noktadan sonra kamp alanı içerisindeki sıkıntı, yerini büyük oranda festival izleyicisinin duyarsızlığına bırakıyor. Daha ilk yarım saat içerisinde kamp alanı çöplüğe dönüşüyor. Kimi arkadaşlar, çadır önlerindeki ayakkabı, terlik, sandalet vs'leri yollarına çıktığı gerekçesi ile tekmeleyecek kadar ileri gidiyorlar hatta! Sinyaller, yapılanma konusunda yetersiz olan bu festivale, duyarsız festival izleyicisinin de tuz biber ekeceğini haber veriyor...Anlaşılan ertesi gün, bir taraftan sıcakla, diğer taraftan kısıtlı imkanlarla, beri taraftan da bütün bunların üzerine kabus gibi çökecek olan itiş kakışlarla mücadele edeceğiz!

 

Bir sonraki sıkıntımız su sıkıntısı! Bilmemkaç bin kişilik kamp alanında tuvalet ve duşlarda -festivalin ilk günü olduğu gerekçesi ile- su bulunmuyor! İşte bu dakikadan itibaren, seyircinin madara olacağı ve sefalet içerisinde geçireceği bir festival ile karşı karşıya olduğumuzu yavaş yavaş anlamaya başlıyoruz! İş ön görüleri aşıyor ve kabuslar yavaş yavaş gerçek oluyor! Buna bir de şehir dışından gelen festival seyircisinin sıkıntıları ekleniyor. Örneğin Pegasus kampanyası ile ucuz uçak bileti aldığı için sevinen festival izleyicisini büyük bir sıkıntı bekliyor. Sabiha Gökçen Hava Alanından hiç bir servis olanağı olmadığını, varsa bile hiç kimsenin yönlendirme yapmadığını işitiyoruz. Üstelik Kadıköy tarafındaki servis sıkıntısı da sürekli olarak yinelenmekten kurtulamıyor. Sözün özü, servislerin aksamadan kalktığı tek nokta Taksim AKM önü oluyor. Bu da bir şeydir diyor ve girizgah kısmındaki bardak metaforuna yavaş yavaş sarılmaya başlıyoruz...Sizleri daha fazla metafor içinde bırakmadan da yazımıza devam ediyoruz!

 

Festivalin diğer önemli sıkıntısı ise, gölge yerlerin, festival seyircisine oranlandığında, oldukça az olması. Bir minder sıkıntısı var ki ne siz sorun ne biz söyleyelim. Bedava erzak dağıtım zihniyeti ile traktör kasasından dağıtılan minderler, yer yer festival izleyicisinin yumruk yumruğa bir birleri ile kavgaya girişmesine vesile oluyor. Arkadaşlara boksam açında değil, müzik festivalinde olduğumuzu hatırlatıyoruz…Her ne kadar umudumuz olmasa da bu cılız telkinler işe yarıyor. Kolay temin edilebilir olmadıkları için minder sahipleri, konserler sırasında bile yanlarından ayırmıyorlar bu minderleri. Hatta işi biraz daha hastalıklı hale getirip, festival sonrasında yanlarına alarak eve götürmeye kadar vardırıyorlar! Yangından mal kaçırma, nerede beleş oraya yerleş ya da miras değil alın teri şıklarından hangisi bu durumu özetler inanın bilmiyorum. Bir kalıba sokma sıkıntısından sıyrılarak, göndermelerden arınmış bir vaziyette devam ediyorum yazıma...

 

16 HAZİRAN 2011

 

Festivalin 2. günü yine su sıkıntısı yaşanıyor. Tüketim havuzuna dalmış olan izleyicinin, tuvalet ihtiyacı, bir önceki gün olduğu gibi şaka olarak kalmıyor hali ile. Sadece 6 tane duşun bulunduğu kamp alanında, yüzlerce kişilik duş kuyrukları oluşuyor. Kamp alanının mide bulandıran kokusundan uzaklaşıp, festival alanına damladığımızda ise bambaşka bir gariplikle karşılaşıyoruz. Nitekim içecek stantlarında satışın saat 12:00'dan sonra başlayacağı söyleniyor. En basitinden su temin edebilmek için McDonald's, Bambi vs gibi yiyecek stantlarında yarım saatlik sıraları çekmek zorunda kalıyoruz. Bütün bu sıkıntının içerisinde "festival" kelimesinin anlamını da uzuuun uzun sorgulamaya başlıyoruz. Tuvaletlerden yayılmaya başlayan kesik idrar ve dışkı kokusu, plastik ile harmanlanarak burun direklerimizi kırmaya ant içiyor adeta! Festivale müzik dinlemek için geldiğimizi kendimize sık sık hatırlatıp, iyimser olmaya çalışıyoruz.

 

İLK TINGIRTILAR VE ÇİLEKEŞ!

 

Güneşten kaçmak adına oradan oraya savrula savrula saati 15:00 ediyoruz. Çilekeş vakit kaybetmeden çıkıyor sahneye. Ses sistemi sıkıntılı. Grup elemanlarının performansı ise, o sıcak altında katlanmaya değmiyor açıkçası. Bu ilk sahneyi bir nevi ısınma turu olarak düşünen festival izleyicisi yavaş yavaş sahne önüne doğru ilerliyor. Çilekeş'in son dakikaları, sahne önü biraz daha kalabalıklaşıyor. Bir ara "enerjilerini buldular" derken apar topar sahneden iniyorlar.

FESTİVALİN İLK GOLÜ : KURBAN

 

Kurban'ın sahneye çıkış saati yaklaştıkça önceki kalabalık biraz daha artıyor. Uzun zamandır Kurban dinlememiş biri olarak, önümüzdeki 1 saatin anlamı benim için de büyük. Özellikle son albümleri Sahip'ten sonra kendilerini canlı izleyebilme fırsatı bulamamıştım. Dakikalar birbirini kovalıyor ve sıcağın en dayanılmaz anlarında Kurban imdadımıza yetişiyor. Deniz'in performansı, zaten festival izleyicisinin kayıtsız kalacağı türden bir performans değil. Sıcak hava, seyircinin bütün enerjisini emerken, Deniz daha da coşuyor. Bütün aksaklıklara rağmen oldukça keyifli bir konser veriyorlar ve festival izleyicisinin büyük bir kısmının alt üst olan sinirlerini yatıştırıyorlar adeta! Bununla birlikte festivalin erken saatlerinde sahneye çıkmalarına rağmen, festivalin kayda değer performanslarından birini de gerçekleştirmiş oluyorlar. Fakat neden bilinmez sözde “müzik otoritesi” armasını göğsünde güdük bir biçimde taşıyan abilerimiz ve ablalarımız bu performansı vasatın oldukça altında bulup, ağız birliği etmişçesine yerden yere vuruyorlar!

 

b_320_500_16777215_0___images_stories_news_tetis_rakinkokk4.jpg
THE KOOKS VE KAVGALAR!!!

 

Türkiye'de festival izleyicinin en anlaşılmaz huylarından biri de başkalarının hakkını gasp etme ve diğer izleyicilerin tadını kaçırma eğilimi. İlk gün festivalin "Duman Tayfası" da bunu sık sık yaptı diyebiliriz. The Kooks'un sahne performansının ortalarına doğru, Duman grubunu biraz daha önden izlemek için sırayı yarmaya çalışanlar münferit kavgalara sebep oldular ve en yerinde tabir ile The Kooks performansını başarılı bir biçimde p*ç ettiler! Bütün bu olumsuzluklara rağmen The Kooks temiz bir sahne performansı sergiledi. Vokalist Luke'un hareketliliği de dikkate değerdi. The Kooks için orada bulunan kitle de oldukça efendi bir kitleydi işin aslı...

 

KAVGALARIN MÜKAFATI : DUMAN

 

Bazı izleyiciler The Kooks ve Duman arasında anlaşma yaptılar. Örneğin Duman izlemek için sahnenin ön kısmında sabahtan beri bekleyenler, The Kooks'u önden izlemek isteyen -ve çoğunluğu bayan olan- izleyicilere yerlerini geçici olarak devrettiler. Bazı arkadaşlar bu yazısız anlaşmaya uydu, bazıları da uymadı hali ile. Sonuç olarak The Kooks ve Duman arasında, ön sıralardan oldukça fazla ses yükseldi. Onu bunu ittirerek "olay çıkartmaya çalışan" izleyiciler, tartaklanarak oyun dışı edildi. Yine de sahne önü kavgaları pek uzun sürmedi. Nitekim eğlenmek için orada olan izleyici sayısı fazlaydı ve ilk müdahale de izleyiciden geldi bu kavgalara. Bütün bu karışıklık arasında Duman, kendisinden sonra sahneye teşrif buyuracak festivalin ağır topu Motörhead'in öncesinde, daha ziyade kendi fanlarına hitap eden ve ortalama sularında seyreden bir konser vermiş oldu!

MOTÖRHEAD : VE DEVLER SAHNEYİ ARŞINLAR!

Daha Rock'n Coke biletleri bile satışa çıkmadan evvel, Motörhead'in resmi sitesinde Hezarfen'i görüp de heyecanlanan izleyici için, aradaki 45 dakikayı tarif edebilmek oldukça güç! Akrep ve yelkovanın istikameti Motörhead'i gösterdiğinde ise, izleyici kelimenin tam anlamıyla festival moduna girebilmeyi başarmıştı. Ses sisteminin kusurlarına rağmen, konsepte uzak olanlar da yakın olanlar da tam teşekküllü bir biçimde eşlik ettiler gruba. Yeni jenerasyon ile eski jenerasyon hep bir ağızdan... Şarkı sözlerini bilmeyenler de kafa sallamakla yetindiler. Lemi, bir kere daha yaş - performans sorgusunu yaşattı izleyiciye ama bu sefer önemli bir fark vardı! Karşımızdaki Lemi kanlı canlıydı nitekim. Zaten beş karış açılmış ağızların çapını 1-2 karış daha genişleten şey ise, efsanevi baterist Mickey Dee'nin performansıydı elbette! 1997 yılındaki konserin iptal faciasından sonra gelip şevk ve zevkle çatır çatır çalmaları bile festival izleyicisi için büyük bir olaydı. Ama Motörhead sahneyi terk ettiğinde kitle için konsept anlamında bambaşka bir bekleyiş başlamıştı.

 

b_320_500_16777215_0___images_stories_news_tetis_rakinkokk1.jpg
LIMP BIZKIT IN THE ROCK'N COKE!

Headliner grubun t-shirtleri ile festival alanında volta atmak bir çeşit ritüel olsa da Limp Bizkit için durum farklıydı. Akranlarımın büyük bir çoğunluğu için bir nevi "geçiş dönemi" grubu olan Limp Bizkit de Türkiye randevusuna geç kalan gruplardan biriydi. Hatta bir ara Motörhead kitlesinin arasında sıkışıp kalacaklarını bile düşünmüştüm. Gel gelelim durum hiç de düşündüğüm gibi olmadı. Wes Borland olmadan kayıt ettikleri Results May Vary sonrasında bir daha kendilerini toparlayamayacakları yazılıp çizilmişti. Kendi adıma bir nevi geri dönüş albümü olarak kabul gören Gold Cobra'yı da pek sevdiğimi söyleyemem! Fakat saatler 23:00'ı gösterdiğinde bütün bu sorular uçup gitti. Chocolate Starfish And The Hodtog Flavored Water albümlerinin açılış parçası olan Hotdog nispeten daha az bilinen bir Limp Bizkit hiti olmasına rağmen, kelimesi kelimesine eşlik edildi. Rotayı aynı albümden hitler ile devam ettiren grup, Seyirciden aldığı gazı Fred Durst'un Türk seyirciyi yıkayıp yağlaması yoluyla dengeli bir biçimde iade etti. Seyirciyi okumayı çok iyi bilen Durst, yapay da olsa samimi görünmesini bildi. Seyircinin arasına dalmaktan da çekinmedi. Kafasından şapkasını almaya çalışan bir fanını yumruklamanın eşiğine geldiği de oldu, seyirciyi sık sık ters köşeye yatırdığı da. Konsept anlamında çok gerilerde kalan nu metal günlerimizi çekip çıkartmayı başardılar ve bizleri şaşırtmaya devam edeceklerinin ip uçlarını verdiler bir anlamda. Seyircinin katılımı da muhteşemdi. 4 kişiyi hastanelik eden bu coşku, şükür ki 2001'de Limp Bizkit sahnedeyken vuku bulan Big Day Out faciasının, ülkemizde tekerrür etmesine mahal vermeden sona erdi.

 

17 HAZİRAN 2011

 

Festival izleyicisinin büyük bir kısmının Limp Bizkit ve Motörhead için orada bulunduklarını 16 Temmuz gecesi ve 17 Temmuz sabahında anladık. Kamp alanı yavaş yavaş boşalmaya başlamıştı fakat sabah saatlerinde çekilen duş çilesi ve tuvaletlerdeki su sıkıntısı devam ediyordu. Festivalin son günü en azından bu sorunların aşılmış olmasını beklerdik ama ne yazık ki beklentilerimiz boşa çıkmıştı. Midesi iyiden iyiye işkembeye dönmeye başlayan festival izleyicisi, mecburen tuvalet tuvalet gezinmek zorunda kaldı. Sonrasında ise, yemek standlarından su temin etme yarışı başlamıştı. Anlayacağınız, herhangi bir hastalığın yayılmamasının şans olduğu bir çeşit toplama kampına dönüşmüştü Rock'n Coke...

GRİPİN'DE RÜYA GÖRMEK...

 

İkinci günün sabah performansları biraz sönüktü. Gripin, festivalin ana sahnesinde yer alan bir grup için oldukça hantaldı. Düşük performans sebebi ile, sahne önüne toplanan bir kısım izleyici de yavaş yavaş dağılmaya başladı fakat dağılanların yerine Frendly Fires'ı yakından görmek isteyenler geçerek, sirkülasyonu dengede tuttular.

 

FRENDLY FIRES VE RİTM YÜKSELİŞİ

 

Her ne kadar, sahne önündeki izleyicinin hakkını verse de, Frendly Fires, kendisinden beklenen performansın biraz altında seyretti. Bir önceki günün yorgunluğu da seyirciler için büyük bir dez avantaj olmuştu. Kafayı koyacak serin bir yerler arayan festival sakinleri, sıcağın da etkisi ile Firendly Fires'a biraz kayıtsız kaldılar. Bütün bunlara rağmen grup elemanları, tıpkı The Kooks gibi son derece temiz bir sahne performansına imza attılar.

FESTİVAL VE ATHENA!

 

Festivalin 2. gününde ise, seyirciyi hazırlama görevi Athena'ya düşmüştü. Festivalin gediklilerinden biri olan Athena, izleyiciyi her saniyesinde diri tutan bilindik performanslarına imza attılar. Ana sahnenin hakkını verdiler ve her ne kadar bu festivalde yüzlerini fazlasıyla gösterseler de, kendilerine ne kadar ihtiyaç duyulduğunu bir kere daha kanıtladılar!

 

b_320_500_16777215_0___images_stories_news_tetis_rakinkokk2.jpg
FESTİVALİN BOMBASI : SKUNK ANANSIE!

 

Skin'in performansına aşinaydık, Bu sayede bizleri neyin beklediğini az çok hayal edebiyorduk...Ta ki Skunk Anansie sahneye çıkana kadar! Grup sahne aldıktan sonra, bir rock konserinin nasıl olması gerektiğini yeniden sorgulamaya başladık. Sahne süresince, enerjisinden hiç bir şey kaybetmeyen Skin, festival izleyicisine kelimenin tam anlamıyla unutulmayacak bir şov sergiledi. Hatta biraz daha ileri gidecek olursak, bu performansın, festivalin belli başlı sıkıntılarını kapatacak kadar, izleyiciyi iyimserliğe sevk ettiğini söylemek mümkün olacaktır. Yine hem Skin'in hem de izleyicinin memnun kaldığı ve karşılıklı olarak birbirlerini besledikleri bir sahne performansı oldu! Sözün özü odur ki Skunk Anansie bir anlamda, festival izleyicisinin sıkıntılarının mükafatı oldu! Bazı kampçılara dağıtılan beleş Skunk Anansie sahne önü biletlerine sahip olan azınlık için ise, coşkuyu iki ile çarpmak daha doğru olacaktır. Neticede festivalin en iyi performanslarından birine imza attılar. Skin, hızını alamayıp izleyicinin arasına karışarak, ortamdaki çığlık kat sayısını yükseltti. Konser bittiğinde ise, izleyici girmiş olduğu hipnozun etkisinden bir süre kurtulamadı!

 

PAOLO NUTİNİ VE KÖPRÜDEN GEÇMEK ÜZERİNE...

 

Hayranları beğeni ile karşılasa da Paolo Nutini, temiz bir müzikalitenin yanında Skunk Anansie ile gazı almış olan izleyicinin üzerine rehavet çökmesini sağladı. Buna rağmen seyircinin reaksiyonu kıvamındaydı. Nutini, Travis ile düşecek olan desibel seviyesine bir nevi izleyiciyi hazırlamış oldu. Rock’n Coke 2011 için, festival kitlesinin çok da aşina olmadığı bir isimdi Nutini…Fakat dengeli sahne performansı, kendisi ile tanışabilmek adına doğru bir seçimdi…

 

COCA COLA ZERO'DA MOGWAI RÜZGARI

 

Kendi adıma festivalin 2. günü beni heyecanlandıracağına inandığım iki isimden biri Mogwai idi (diğeri Skunk Anansie...) Nedir ki Mogwai'nin sahneye çıkışı da oldukça rötarlı oldu. Yaklaşık yarım saatlik bir gecikme sonrasında sahne alan grup elemanları, teknik aksaklıklardan ötürü özür diledikten sonra vakit kaybetmeden girizgaha buyurdular. Ne yazık ki Mogwai'nin en büyük dez avantajı, Travis ile hemen hemen aynı saatlerde sahne almalarıydı. Bununla birlikte seyirciye, beklediklerine değen bir performans ile selam çaktılar. Tabi, Travis’in sahneye çıkması ile birlikte, Coca Cola Zero Sahnesinden, Ana Sahneye yoğun bir seyirci akını yaşandı.

İLK FİNAL TRAVİS'DEN...

 

Festival'in ikinci günü, günübirlik izleyici sayısı artmıştı ve izleyicinin büyük bir kısmı Travis için oradaydı. Travis'in sahne performansı kadar, izleyicinin katılımı da artı puan olarak hanelere eklenmişti. Nedir ki, Pazartesi günü işe yetişme telaşında olan festival izleyicisinin büyük bir kısmı, Travis, sahne şovunu tamamlamadan festival alanını terk etmeye başlamıştıı. 2 Günlük yorgunluğa rağmen, izleyicinin katılımı gerçekten de takdire şayandı. Travis'de ortalamanın üzerinde bir sahne performansı ile, izleyicinin sabrını (ki onlar da sahneye geç çıkmışlardı) ve katılımını taçlandırmayı başardı.

 

KAPANIŞ MOBY'DEN...

 

00:30'de sahne alacak olması, pek çok izleyicinin katılımı konusunda sıkıntı yaratacaktı elbette. Kaldı ki Travis sonrasında yaşanan servis çilesi ve karşımızda TEM otoyolunda görülen far sayısı bu ön görümüzü doğrular nitelikteydi. Bununla birlikte 2 gündür türlü çileler çekmiş olan biz festival izleyicisini de yavaş yavaş kamp yolları çağırmaya başlamıştı. Fakat Moby sahne aldıktan sonra, festival izleyicisi silkinerek, kalan son gücü ile ana sahnenin önünde toplanmaya başladı. Artık aileden biri sayılan Moby de, festival izleyicisinin yorgunluğunu mükafatlandırmak için elinden geleni yapmaktan çekinmedi ve festivale, adına yaraşır bir nokta koydu. Bol bol teşekkür etti…eğlendi ve eğlendirdi…

18 TEMMUZ : EVE DÖNÜŞ

 

18 Temmuz sabahı gözle görülen ilk değişiklik, duş önündeki yüzlerce kişilik sıranın olmamasıydı. Sıra kaygısı olmadan aldığımız duşun tadını çıkardık. Festival bitişinde, festivaldeki su sorunu da bir nevi çözülmüştü. Bu gün bir şeylerin yolunda gideceğine inanan saf bünyelerimiz, tası tarağı toplayıp, yola çıkmaya hazırlandığında son bir kroşe daha yedi. Yaklaşık bir buçuk saat servis beklemek zorunda kalmıştık. Neyse ki tabiat ana bizlere cömert davrandı ve güneş ışığını bir süre de olsa kalın bulutları ile kesmeyi uygun gördü. Yaklaşık bir saat on dakika sonra şehir merkezine vardığımızda ise, geriye medeniyete adapte olma süreci kalmıştı. Neyse ki onu da başarılı bir biçimde atlattık! Bazı şeyler normale dönmeye başlamıştı...Peki ya bir sonraki Rock'n Coke? Bence bir defa daha düşünmek lazım...En azından kamp olayını...

 

HAYAL KIRIKLIKLARIM : Her şeyden önce Melis Danişmend’in performansını izleyememiş olmak büyük bir hayal kırıklığı yarattı bende…Mogwai bitmeden Coca Cola Zero sahnesini terketmek, Sezyum’un performansını görememek…Bütün bunlara Thievery Corporation’da eklenince hayal kırıklıklarının hacmi de otomatikman büyümüş oldu…Ne diyelim…Başka zaman…Bambaşka bir yerde…

 

 

Fatih Yürür

Yazan: Fatih Yürür

E-posta: Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız
Bu kategorideki diğerleri: « Vidyo klibal enfeksiyon

Online Üyeler »

0 Kullanıcı ve 187 Misafir Çevrimiçi

AKTİV GRUPLAR »