Uzun Metraj

Haftanın Konuğu: BABA ZULA

E-posta Yazdır PDF
Baba Zula

Baba Zula kimdir?
Baba Zula, 1996'da Levent Akman, Murad Ertel ve Emre Önel tarafından kurulmuş olan müzik grubudur.

   'Uzay yolu oryantal müziği' şeklinde lanse ettikleri müziklerini icraları sırasında rengarenk şahane kostümler giyen müzisyenler, konserleri esnasında her an her şeyi yapabilmektedirler. Bunların arasında ışın tabancaları gösterileri, projektörle duvara yansıtılan canlı çizimler, sahneye çıkan dansözler, striptiz şovu yapan bayanlar da mevcuttur. Daha evvel AKM, Manhattan (eski) gibi pek çok yerde sahne alan performansının doruğundaki grup, yurt dışında da popülaritesini her geçen gün artırmakta, İstanbul Asya kıtasında Crimson Bar'da, genelde ise Beyoğlu Babylon'da seyredilebilmektedir.Anadolu fkir ve görüşlerinin başını çeken alevi inancındanda etkilenen grup bu bağlamda evrensel müzik irdesine anadolu'cu fikiride katmaktadır.
Ruhani Oyun Havaları albümünde Kanadalı müzisyen/müzikolog saygıdeğer Brenna MacCrimmon'un vokalleri de yer almaktadır. (Cecom ve Kısaltmalar)

   B.Ç:   Grup 1996 yılında Tabutta Rövaşata filminin müziklerini yapmak amacıyla kurulmuş. Peki ya Zen nasıl kuruldu? Nasıl bir araya geldiniz?

   L.A: ZeN 1989 yılında Murat Ertel ve Merih Öztaylan tarafından kuruldu.
Lise yıllarından gelen bir tanışıklık var idi.
 
   B.Ç: Şarkılarınıza hayvan ve çevre seslerini katmanızdaki sebep nedir?

    L.A:   Günümüzde şehir yaşamı dolayısı ile insanlar doğayı unutup kendilerini doğadan soyutlama yoluna doğru koşar adım gitmekteler.bizde insanları bu maddesel dünyalarından bir süreliğine de olsa çıkartıp geldikleri yerleri hatırlatmak için bu tur sesleri kullanıyoruz.
 
    B.Ç: Uzay yolu oryantal müziği olarak adlandırıyorsunuz yaptığınız müziği. Neden uzay yolu? Evrenselliği mi temsil ediyor?

     L.A:  Evet.Şu anda dünyamız çeşitli sınırlarla değişik ülkelere bölünmüş durumda.Bu nedenle  insanlarda dünyalı olma fikri daha gelişememiş. İleride dünya kardeşliği ve dünyalı olma bilinci gerçekleşince evreni daha iyi anlayacağız.
 

b_320_500_16777215_0___.._portal_images_stories_news_abidin3_babazula2.jpg

   B.Ç: Sahne performanslarınız çok beğeniliyor. İnsanın karşısına ne zaman ne çıkacağı belli olmuyor. Baba zula açısından sahnedeki en ilginç tecrübe neydi?

    L.A:   Baba Zula kurulduğundan beri sahnesinde konuk ağırlamayı sevmiştir.Bu konuklar ile yasadığımız sahne tecrübeleri hatıralarımızdadır.


İstanbul Hatırası - Baba Zula / Cecom dinlemek için tıklayın!

 {flv}cecom{/flv}

   B.Ç: İstanbul sizin için ne anlama geliyor? Yaşantınızdaki önemi nedir?

    L.A:  İstanbul bir kere yaşadığımız şehir. Onun için çok önemli. Biz ondan besleniyoruz. Ayrıca yurt dışında pek çok yerde çaldığımız için diğer şehirlerle onu karşılaştırdığımızda onun yeri daha da önemli hale geliyor. İstanbul'un kendine has bir enerjisi ve akışı bulunmakta. Bu özellik her şehirde bulunmuyor. İstanbul yaşayan ve ışığı olan bir kent. Yurt dışında daha yeni  yeni İstanbul'u keşfediyorlar. 
 
   B.Ç: Müziğinizdeki yüklü mizah anlayışı sosyal yaşamınızda nasıl yer ediniyor?

    L.A:   Biz hayata gülerek bakmayı tercih ediyoruz. Tabii bir de ağlayarak bakma durumu var. Maalesef bu müzikte de görülüyor. Etrafımız ağlak müzisyenlerle doldu taştı. Bu üzücü bir durum. Çünkü onları dinleyen kitlelerde ağlak oluyor. Bu da etrafımızda depresif bir sürü insanin olmasına yol açıyor. Etrafımızdaki bu kadar olumsuzluk karşısında mizahi yapımızı korumak aslında bizi geliştiren bir şey. Ama zor tabii.
 
   B.Ç: Roskilde’de sahne aldınız. Nasıl bir deneyimdi?
    
    L.A:   Evet. Aslinda Roskilde dışında bir çok büyük festivalde yer aldık. Arezzo Wave, Le Printemps de Bourges, Babalmed, Docs de Sud, Ariano Folk bunlardan ilk aklıma gelenleri. Tabii Roskilde bizim için bir ilk idi. Tam dağdan indim şehre durumu yaşadık. 100 bin kişilik bir kalabalık 3 sahne arasında yer değiştiren en az 25 bin kişi. Yerler bir karış çamur, yağan yağmur… Gayet rahat yüzünüze bakarak işeyen bayanlar ve erkekler. Mükemmel bir ses sistemi.
 
   B.Ç: Fatih Akın’ın belgesel filmi olan “Crossing The Bridge: Sound of İstanbul” projesinde Brenna Maccrimmon ile yer aldınız. Sizin için dünya açılımına katkısı oldu mu?

    L.A:   Kesinlikle! Bizim dışımızda İstanbul'un açılımına da büyük katkısı olmuştur Fatih Akın'ın. Kendisine teşekkürü bir borç biliriz. “Duvara Karşı” filminden sonra yaptığı ilk filmdir “Crossing the Bridge”. Bu yüzden de çok ilgilenen olmuştur bu film ile. Bu filmden önce yurt dışındaki insanlar Türk Müziği konusunda pek bir şey bilmezlerdi. Bu filmden sonra bir araştırma ve öğrenme isteği içine girdiler.
 
   B.Ç: Müziğin gücü hakkında ne düşünüyorsunuz?

    L.A:   İçinde yaşadığımız çağda iletişimimizi halen kelimeler ve harfler ile yapıyor. Konuşarak anlaşmaya çalışıyoruz. Fakat sadece anlatmak istediklerimizin %20'sini anlatabiliyoruz. Bir de başka bir dil konuşuyorsak daha fena. İlerideki çağlarda iletişim metodumuz değişecek daha telepatik bir yol bulacağız beynimizi kullanarak. İşte günümüzde müziğin önemi burada yatıyor. Müzik dışında sadece politik toplantılarda 10 binler toplanabiliyor. O da eğer herkes aynı dili konuşuyorsa. Ama bir müzik grubunun konserine dilini bilmeseniz bile melodiler için dinlemeye gidebiliyorsunuz. Bizce müzik telepatik çağa geçişte tüm insanlığa yardımcı olmakta.

Baba Zula Bir Sana Bir Bana şarkısını dinlemek için tıklayın!

 {flv}birsana{/flv}

 
   B.Ç: Hayranlarınızın Baba Zula için bazı tanımları var. “İnsanın içinde pırasayla adam dövme arzusu uyandıran grup. Sana bir şey anlatmayan grup. Sen anlarsın. Özgünsündür.” Demişler. Buna yorumlarınızı alabilir miyim?
   
   L.A:   Baba Zula'yı dinledikten sonra insanlar ya çok seviyorlar ya da nefret edip aşağılamaya çalışıyorlar. İkisinin arasında duran pek olmuyor. Bu yorumlar da bunu çok güzel gösteriyor. Biz 96'dan beri yolumuza devam ediyoruz.
 
   B.Ç: Sanatçıların çoğu korsana karşı savaş veriyorlar. Siz ise nerden istiyorlarsa dinlesinler. İnternetten indirsinler demişsiniz. Bunun önüne geçilemeyeceğini düşündüğünüz için mi yoksa bizce önemli olan insanların dinlemesi, başka kaygımız yok diye düşündüğünüz için mi böyle bir cümle kullandınız?

  L.A:   Bu cümleleri nerede etmişiz pek çıkaramadık. Korsanlığın her türlüsüne karşıyız aslında. Somali’de gemi kaçıran korsan da emeğe ve çalışana tecavüz ediyor İstanbul'da korsan kitap çıkaran da. Bizim için ikisi de ayni. Maalesef artık ipin ucu kaçmış durumda. Siz 5 TL'ye de albüm çıkarsanız insanlar internetten indiriyor ama yanlış yapıyorlar çünkü mp3 formatı müzik dinlemek için en kötü formattır. Bir çok frekansı duyamazsınız.
 
b_320_500_16777215_0___.._portal_images_stories_news_abidin3_babazula1.jpg

  B.Ç: Son albümünüz kökler ile gençlerimizi uyarmaya çalıştığınızı söyleyebilir miyiz? Yozlaşmaya karşı atılmış bir adım...

   L.A:    Uyarmak demeyelim. Biz uyarsak da çoğu  zaten bildiği yolda gitmeyi tercih ediyor. Biz sadece tecrübelerimizi gençlerle paylaşmak istedik. İçinde büyüdükleri yerlerin ve kültürlerin farkında olmalarını, aşağılık kompleksi duymamalarını istiyoruz. Aslında bu bastırılmışlık bir çok gencin Türkiye dışında başka yerleri görememelerinden kaynaklanıyor. Kendi coğrafyaları ile diğerlerini mukayese edemiyorlar. Ekonomik durum değiştikçe ve insanlar daha sık dolaşmaya başladıkça bunlarda değişecek tabii ki.

  B.Ç: Bizlere müjdeleyebileceğiniz yeni bir çalışma var mı önümüzdeki günlerde?

  L.A:  2010 için yeni bir albüm düşünüyoruz.
  Ayrıca Turhan Selçuk'un çizgi karakteri Abdulcanbaz'ın bir macerasını seslendirdik. Önümüzdeki günlerde Paris'te onun sunumunu yapacağız.
 

www.uzunmetraj.com Muhabiri:
Burcu ÇÖL


 

Online Üyeler »

0 Kullanıcı ve 547 Misafir Çevrimiçi

AKTİV GRUPLAR »