
B: Küçük yaşta konservatuara girmişsiniz. Bu konuda size en büyük destek veren kimdi?
D: Sanatla konservatuar yıllarımdan önce bale ile başladım. Daha sonra eskiden piyanist olan annem ve müziğe çok yetenekli dayımın desteğiyle konservatuar sınavlarına girip kazandım. İlkokul yıllarımda konservatuardan başka hiç bir okulda okumak istemediğimi deklare etmiştim. Bu deklerasyondan sonra annem ve dayımın desteklerini okul bitene kadar hep hissettim.
B: Viyola’nın yanı sıra kompozisyon eğitiminiz de var. Bunu ön planda meslek olarak neden kullanmıyorsunuz acaba?
D: Lise sona kadar konservatuarın viyola bölümünde okudum. Lisenin son yılıında orkestra şefliğine merak salarak üniversitede kompozisyon bölümüne devam etmeye karar verdim. Kompozisyon bölümü konservatuarın en zor bölümüdür. Beste yapmak, bunu nasıl yapacağını öğrenmek ve müziğin teori kısmının en derinine dalmak zorlu bir çalışma ister. Kompozisyon benim bir meslek değil kendini ifade ediş biçimidir, aynı yazı yazmak gibi. O yüzden kendimi ifade etmek istediğimde beste çalışmalarım da oluyor. Yaklaşık bir yıldır öyküsünü de kendimin yazdığı bir balenin müzikleri ile uğraşıyorum. Bittiği zaman tam olarak ne hissedeceğimi bildiğimden bir türlü bitiremiyorum sanırım.
B: Trakya Üniversitesi Devlet Konservatuar’ında eğitim verdiniz ve en önemli tecrübelerinizi orda edindiğinizi söylüyorsunuz. Nedir bu tecrübeler sizin için?
D: 12 yıl konservatuar gibi zor bir disiplinde okuyup çok şey öğrendiyseniz, ister istemez bunları bir kanala aktarmanız gerekiyor. Çocuklar bu aktarım için gayet uygun kanallar. Ben Trakya Üniversitesi Devlet Konservatuarı’na öğretmen olarak başladığım yıllarda okul daha yeni yapılanıyordu ve kendimi köy öğretmeni gibi hissetmiştim. Oradaki çocuklardan çoğu üstün bir yeteneğe sahiptiler ve öğrenmeye daha çok öğrenmeye açık küçük insanlardı benim için. İlk sınıf dersime girdiğim günkü heyecanım ve sonrasında hiç tükenmeyecek olan mutluluğum ve onların şimdiki başarılarında biraz da olsa katkımın olması ve bunun gururu o yıllarda iyi şeyler yaptığımı hatırlatıyor bana. İlkokul seviyesinden üniversite seviyesine uzanan bir öğrenci profilim vardı ve insanların her evresini (çocukluk-ergenlik ve gençlik) çok yakından gözlemleme imkanım oldu. O zaman edindiğim tecrübelerimi şimdi yazılarımda yardımcı öge olarak çok kullanıyorum.
B: Bas gitar çalmak en büyük hayaliniz. Bunu ne kadarıyla gerçekleştiriyorsunuz?
D: Bas gitar benim hayattaki en büyük tutkularımdan. Eğer viyola gibi zor bir enstruman çalıyorsanız, bas gitar size iyi ve anlayışlı bir erkek arkadaş gibi geliyor :) Bas gitarla ilgili hayallerim onu çalmaya başladıktan sonra plana dönüştü. Zaman zaman bir grup kurma planım hayatımda öne çıkıyor ama şimdilik bunu yapacak kadar zamanım yok.
B: Günümüz gençlerini ele alırsak, sizce gençlere verilen eğitim yeterli midir ? Yurtdışında verilen eğitimlerle ülkemizde verilen eğitimleri karşılaştırırsak, düşünceleriniz nedir?
D: Bence Türkiye’deki en büyük eksiklik hiç bir alanda belirlenmiş bir standartın olmaması. Avrupa ile en büyük farkımız buradan başlıyor. Bu bizi kaosa sürükleyen temel sebeplerin başında geliyor. Eğitimin de şu haldeki haliyle bizden sonra gelecek jenerasyona bir faydası olacağını düşünmüyorum. Birkaç okul dışında devlet okullarının eğitim planındaki standart yoksunluğu gençleri yarı cahil yetiştirmekten başka hiçbir şeye yaramıyor diye düşünüyorum ki bu yarı-cahil durum tam cehaletten de tehlikeli bir durumdur bana göre. Birini eğitebilmeniz için bu eşit bir standartta ve stratejik olarak çok doğru bir planda yapmanız gerekir. Tam tersi bir durum elinizdeki potansiyeli bir bombaya dönüştürebilir. Şu anda Türkiye’deki eğitimi böyle görüyorum. Saatli bombalar yaratıp duruyoruz.
B: Meslek seçerken hayallerinizi mi seçtiniz yoksa koşullar gereği mi seçim yaptınız?
D: Yukarıda da belirttiğim gibi ben çocuk yaşlarda mesleğimi seçmiştim zaten. Koşullarımı hayatta hep ben yarattığım için önüme gelen her şeyi dikkatle inceler ve ayıklarım. O yüzden Koşullar beni pek koşullandıramaz diyebilirim. Çocukluğumdan beri bu böyleydi, o yüzden mesleğim tamamen benim seçimimdir.
B: Öğretmenliğin sizin hayatınızdaki yeri nedir? Öğretmek mi yoksa öğrenmek mi daha keyifli?
D: İnsanlar en büyük tecrübelerini yaşadıkları acılardan çıkarırlar. Buradan yola çıkarsak bana en çok zorluk çıkaran hocalarımdan en büyük derslerimi öğrenmişimdir. Ama tabii bunun yanında keman hocam Devlet Sanatçısı Tunç Ünver kompozisyon hocam Mete Sakpınar benim sadece meslek değil hayatım boyu yanımda taşıyacağım aklımın da hocaları oldular. Onların benim üzerimdeki emeklerini ne yapsam ödeyemem.
B: Kariyerinizden biraz bahseder misiniz? Ne tür organizasyonlarda çalıştınız ve sizin için dönüm noktası olan hangisiydi? Bunu hem müzisyen hem de yazar kimliğiniz için ayrı ayrı yanıtlar mısınız?
D: 19 yaşımdan beri bir sürü işte çalıştım. Ama hep bir şekilde müzik ile bağlantılı işler yaptım. MIAM’daki master’ımı bitirdikten sonra akademik olarak kadro fakiri olan ülkemizde tekrar hocalık yapamayacağımı anladım. Bununla birlikte kariyerimin yönünü biraz değiştirerek festival organizasyonlarında çalışarak başladığım “music entertainment” sektörüne girdim. Yaklaşık 1 senedir de profesyonel olarak bu işi yapıyorum. Masstival, Rockistanbul gibi büyük organizasyonlarda çalıştım. Mor ve Ötesi; Sakin gibi gruplara tur menajerliği yaptıktan sonra şimdi Funda Sanlıman ile birlikte Teoman için çalışıyorum. Bu hem çok sevdiğim hem de para kazanabildiğim bir iş.
Yazı ise bütün bunların çok dışında bir yerde duruyor. Yazı benim tek mahremiyetim diyebilirim. Hayatımın en zor dönemlerimde yaşama sebebim oldu, yazabildiğim sürece gerçek dünya ile bağlantımı koparmadan yaşayabiliyorum. Yazmak beni –ne kadar da acı verse bazen- dengede tutuyor diyebilirim.
B: Acı verdiğini söylediğiniz halde öykü yazıyorum demişsiniz. Bunu biraz açar mısınız?
D: Ben çok detaycı biriyimdir. Yaşadığım herşey, ya da o bir anda gelen bir koku bile beni içimdeki o herkeste bulunan en dibe götürebilir. Çoğu insan bunu hisseder, yani o bir anlık dibe dalış her insanda olur ve geçer, ama ben o dipte kalmak için çabalarım, benim de beslenme yolum bu ruhsal olarak. Yapı olarak çok mutlu olacak bir tip değilim, buna da takılmıyorum üstelik. Benim için “olmak” fiili “mutlu olmak”la değil “var olmak”la ilintili. O yüzden gerçek olan neyse onu yaşarım ve genelde de onu yazarım. İnsanın içindeki o dip köşe serindir ama karanlıktır. Çok da rahat bir yer sayılmaz.
B: Yakında bir kitap yayınlayacağınızı söylediniz. Belirli bir konu üzerine mi olacak yoksa öykü ve denemelerinizi mi birleştireceksiz?
D: Kitap fikri hiçbir zaman benim fikrim olmadı. Benim için yazı sorumluluğu “yazan” olmakla sınırlı. Ama fikirlerine güvendiğim birkaç arkadaşım ve çok tanınmış bir yazar arkadaşım bunları kitap haline çevirmenin iyi bir fikir olduğunu, yazmanın sorumluluğunu zaten yazarak aldığımı anlattı bana. Bu argüman zamanla bana da mantıklı gelmeye başladı, o yüzden bir kitap fikri var kafamda. Bir öykü ve bir deneme kitabı olarak ikiye ayrımak istiyorum aslında ama o biraz da yayınevine ve editöre göre belirlenebilecek birşey.
B: Bundan sonraki projeleriniz neler? Başka kitaplar yayınlamayı düşünüyor musunuz?
D: Aslında en çok istediğim şey fantastik çocuk masalları yazmak. Ben 3 yaşında okumaya başladım ve tek çocuk olmamdan dolayı kitaplarla hep çok fazla –belki biraz aşırı bile sayılabilecek şekilde- haşır neşir oldum. Size şu kadarını söyleyebilirim ki hayatımda okuduğum en iyi kitap “Andersen’den Masallar” kitabıydı. O fantastik dünya benim bütün hayal gücümün ve hayata bakış açımın temeli oldu. Daha proje halinde olmasa bile en büyük hayalim masal yazabilmek.
B: Kitaptan beklentileriniz neler? Toplumun her kesimine hitap etmek istiyor musunuz?
D: Dediğim gibi hiç bir beklentim yok. İçimden dökülenleri toplayacak herkese ulaşmışım demektir zaten. Toplumu kesimlere ayırmak bana göre değil. Yazı da aynen müzik gibi okuyanın/dinleyenin anladığı şeydir. Yazının büyüsü de budur. Siz ne yazarsanız yazın bunu okuyan yazdıklarını kendi tecrübeleri ile örtüştürecek ve sonunda ağzında kalacak olan tat asla sizinki ile aynı olmayacak. Ama onu okuyan herkes benim içimden döktüklerimi toplamış olacak. Beni ilgilendiren kısmı da bu aslında.
B: Yazılarınızda isyan temasının işlenmesi de dikkat çekici. Hayata karşı verilmiş bir savaş olarak adlandırabilir miyiz?
D: “Nefes almak için her defasında kaç hücresini öldürüyor insan, biliyor musun?” yazmıştım bir denememde. Dünyadaki bütün denklemlerin yapısında bir karşı kuvvet vardır. Yaşamın kendisi bu karşı kuvvetlerin devamlı bir şekilde çatışması ile oluşur. İsyan yukarıda da söylediğim gibi sizin okuduğunuzda hissettiğiniz, sonunda da ağzınızda kalan tattır aslında. Ben ise tam tersine, o karşı konulamaz kuvvetin kabullenişi üzerine yazıyorum.
Savaşı kabullendiğiniz anda, kazanmak kaybetmek önemini yitiriyor. Sadece yaşamın kendisini amaç ediniyorsunuz.
B: uzunmetraj.com hakkında görüşlerinizi alabilir miyiz?
D: Benim için çok özel bir site uzunmetraj, çünkü bu benim ilk röportajım, o yüzden bu site benim için çok değerli kalacak. Teşekkür ederim...
Uzunmetraj.com
Burcu ÇÖL


