Uzun Metraj

Bir Hayale Tutunmak

E-posta Yazdır PDF

b_320_500_16777215_0___images_stories_news_abidin4_soul4467.jpg

Bir masal dinlemek ister misiniz, hem de Fatih Akın usulü. Masalımızın adı Soul Kitchen.  Fatih Akın sinemasına aşina olanların bir çırpıda sayacağı üzere masalımızın olmazsa olmaz unsurları çok kültürlülük, kimlik ve varoluş sorunları, hayat gerçeğiyle iç içe olma hali, sıcak bir atmosfer, müziğin etkin bir rol üstlenişi, klasik anlatı yapısı, akıldan çok duygunun ön planda olduğu seyirciye yakın bir sinema anlayışı olarak sıralanabilir. Yani önceki Fatih Akın filmlerinde olduğu gibi. Filmin ana yapısındaki benzerlikler kadar oyuncu tercihlerinde de Fatih Akın mürettebatının iş başında olduğunu görebiliyoruz. Geçmişle bu denli akrabalıkları varken neden filmden özellikle masal olarak bahsettiğimize gelince, filmin üzerine bina edildiği fikirlerin ve seyirci gözünde olası algılanış biçimlerinin bunda büyük payı olduğu ilk elden söylenebilir.

 

Soul Kitchen üç büyük festivalden de ödüller kazanmış bir yönetmenin filmi olarak değerlendirildiğinde en net tabiriyle sıradan, gelip geçici, balon, kullan-at, fazlasıyla toz pembe gibi nadide ve yeterince derinlikli nitelemelerin reva görülebileceği bir izlenim sunabilir. Herhangi bir hikayesi yoktan tutunda, hikayesi ancak bir kısa filmi kotarıra; gereğinden fazla hayalperest göründüğünden yakınanlardan başlayıp filmde karakter çalışması bile yokçulara uzanan upuzun bir eleştiri kuyruğunu görür gibi oluyorum sanki. İşin daha da garibi bu eleştirilerin çoğu kısmen doğru olabilir. Ee o zaman biz neyi savunacağız bu filmde dersek de filme yaklaşım biçimimizi biraz yönetmenin gözüne doğru çevirebilirsek Soul Kitchen’in ne kadar sade ama o kadar da iyi bir film olduğunu görebiliriz sanırım. Belki bu da fazla hayalperest bir yöntem ve sav olarak görülebilir fakat her karesi üzerine ince ince düşünülmüş ve ben bir Fatih Akın filmiyim ve fikriyim diyen bir esere yaklaşımımızda genelgeçer doğrular kadar spesifik ve empati yollu yaklaşımlara da yer bulunması gerektiğini düşünmemek mümkün olmasa gerek.

Soul Kitchen öncelikli olarak kendine sabit bir rota çizmiyor. Her adımda biraz daha farklılaşabilecek, bambaşka yönlere gidebilecek, olumlunun tavan yaptığı anda felaketle yerle bir olacak, bir aşkın peşinden zırıl zırıl ağlarken yanı başında ve ummadığı anda yepyeni bir aşka yelken açabilecek, nefret ettiğimizi iki dakika da rezil rüsva edecek, gereksiz ötesi gördüğümüz bir ayrıntıyı hikayenin en hayati noktasında devreye sokabilecek, başarı kadar başarısızlığın, umut kadar umutsuzluğun, yaratıcılık ve azim kadar tembellik ve yılgınlığın dünyasına yer verebilecek(ve arasındaki geçişlerin vizesiz-sorgusuz sualsiz olmasını sağlayacak ve çok da iyi edecek), bazı anlar bomboş bir hikaye izlediğimiz fikrini uyandırırken bazen de olaylara kendimizi fena halde kaptırabildiğimizi ilginç bir şekilde fark ettiğimiz bir olaylar silsilesini anlatıyor. Yani sayılan örnekleri okuduğumuzda aklımıza ilk çağrıştırdığı gibi hayatın kendine göre bir portresini çiziyor. Kesinlikle üstten ve didaktik bir bakışla hayat böyle bir şeydir vesselam demediği gibi içindeki tüm dertleri bağıra çağıra konuştuğu anlarda değil, sükunetin ve aklıselimliğin hakim olduğu satır aralarında vermeyi yeğliyor. Bir anlamda tüm toz pembe ve janjanlı görünümü altında çaktırmadan ve üstüne basmadan ana başlığı hayat olan birçok alt başlığa göndermeler yapmaktan geri durmuyor, çok da iyi ediyor. Kardeş olmanın insan doğasına ve aile kurumuna tamamen ters düşen gelgitli dünyası, dostluğun bazı anlarda nasıl da harbi ve vazgeçilmez bir hayat destek ünitesi olduğu, aşk için hayatımızdaki nelerden gözümüzü kırpmadan vazgeçebileceğimiz, aralardaki büyük ve kapanmaz görünen dünya görüşlerinin komşuluk söz konusu olduğunda hiç umulmayan anlarda kapanabildiği, umudun insan hayatı için ne kadar değerli ve vazgeçilmez bir unsur olduğunun en umutsuz anlarda ortaya çıkabildiği gibi durak noktalarına önemli mesajlar bırakabiliyor. Ve tüm bunları yanlış anlaşılma olasılığı ayan beyan ortadayken içinden geldiği, aklındaki ve yüreğindeki fikirleri özgürce yansıtabildiği sinema tarzıyla anlatmaya soyunuyor Fatih Akın. O hayatın eğlenceli taraflarını dramatik anları kadar önemseyen birisi çünkü. Yeri geldiğinde müziğin sesini öylesine açıyor ki hikayenin gidebileceği tüm yolların tıkanabildiğini düşünmek olası fakat o hikayesinde müzik eşliğinde yol almayı en baştan yani sinema serüveninin en başından kafasına koymuş bir sanatçı. Zaten video klip estetiğine olan yatkınlığı da sahnelerinin müzikal bir şiirsellik içermesi de, hem karakterlerin dramı hem de olayların içerikleri üzerine rahatlıkla aklımıza onlarca parça gelmesi de, hepsi bir yana Fatih Akın’ın o karakterler ve olaylar için hep en doğru ve yerinde müziği seçebilmesi dahi müzikle kan bağı çok derinlerde olan bir sinemacıdan bahsetmek için yeterli değil mi?

Film herhangi büyük bir şey yerine, küçük detaylarla süslü birçok şeyden bahsettiği gibi; karakterlerini de hikâyenin çeşitliliğine uyum sağlayacak şekilde tektiplikten kurtaran farklı boyutlarıyla ele alabiliyor. Karakterlerimiz belki birkaç sıfatla adlandırılabilecek nitelik ve kısıtlılıktalar fakat hikâye içerisindeki konumları, değişimleri, birbirleriyle etkileşimleri ve hikâyeyi taşıyabilme faktörleri göz önüne alındığında zengin bir genel toplam sunduklarını da söylemeliyiz. Karikatür gibi duran kimi karakterlerin dahi bazı anlarda nasıl kabuk değiştirdiklerini, sulu sepken ve sapkın bir formdan ciddiyete ve kötücüllüğe geçiş yapabilmeleri de komedi türü söz konusu olduğunda derinleşmeden çok zenginlik olarak değerlendirilebilir. Hikayenin dramatik yapısına katkısı tartışılabilecek, hatta yersiz bulunabilecek, ipin ucunun kaçmış olduğunu düşündürtebilecek kimi ayrıntıların(bel tutulması, fotoğraflı porno çekimler gibi) filmin kaderinde birincil dereceden rol kapmaları ise Fatih Akın’ın filmindeki absürt gibi duran en ince ayrıntılardan bile nasıl işlevsel sonuçlar yaratabildiğinin göstergesi sayılabilir. Fakat burada da determinist akıl gerçek ve gerçekdışı ayrımına takılma hastalığına kapılabilir, en başından beri dert yandığımız üzere. Filmin finaline doğru ardı sıra gelen talihin baş aktör olduğu olay zinciri hakkında ‘Bu kadarı da pes’ denebileceği gibi, ruhtan yana tavır alıp ‘Tamam belki hayatta hep böyle olmaz ama olduğu anlarda vardır’ mantığını sahiplenirsek Fatih Akın usulü masalımızın dünyasında tüm karakterlerin dertlerine ortak olabiliriz. Komik ve sıcak atmosferi yanında yaratıcılığı, ideallere bağlılığı, üstelik ideallere hem yeni gelişmelere ayak uydurup hem de kapitalist yıkım mantığı karşısında dimdik ayakta tutunma inancını pekiştiren anlayışıyla politik anlamda da kelamını sakınmayan ama göz içine de sokmayan dengeli bir tutumu hissetmek filmin bizi dünyasına ortak etmesinde önemli rol oynuyor.

Uzun lafın kısası Soul Kitchen’ı izleme deneyiminden önce kendinizi Fatih Akın dünyasına adapte etmeye çalışın ve her şeye mantıklı bir sebep arayan mantığı biraz için kenarda bırakın. Emin olun Soul Kitchen dünyasında herkese göre bir mönü var, tadını ve şeklini beğenmeseniz de denemek için can atacağınız türden…
{hwdvideoshare}id=447|width=350|height=250{/hwdvideoshare}

Online Üyeler »

0 Kullanıcı ve 588 Misafir Çevrimiçi

AKTİV GRUPLAR »