 Güneşin Oğlu Gülmek güzeldir ama gülebilmek ve daha mühimi güldürebilmek bir parça meşakatli iştir. İşin güldürebilmek kısmından girersek, diyebileceğim ilk şey, kıl oranı yüksek, göbekli, tiplemeden öteye gidemeyen bir karakterin çıkardığı gaz ile ona karşı verilen kahkaha oranının eşit olduğu bir ülkede, güldürebilmek... ama gerçekten güldürebilmek zor iştir.
Geçtiğimiz gün gösterime giren Güneşin Oğlu ise, işin -kendisinden önceki sayısız örneği gibi- işin kolayına kaçmadan, işin içine bir parça cesaret, biraz samimiyet ve en mühimi akıl katarak girdiği kulvardan alnının akı ile çıkıyor. Daha önce Polis adlı filmi ile hem delicesine alkış alan hem de yerden yere vurularak, adımı daha çok duyacaksınız, diyen Onur Ünlü, bu sefer kendine özgü uslubunu biraz daha gevşetmiş. Bununla kalmayarak cesurca bir hamlede bulunup, alışıldığın çok dışında bir çalışma ile karşımıza çıkmış.
Kendisine özel bir hayranlık beslediğim Köksal Engür'ün canlandırdığı, Fikri Şemsigil karakteri ile başlıyor bu deli macera. Hayat, sıradanlık, kendini tekrar gibi her insanın iyi bildiği açmazlardan şikayet edip duran Fikri Bey öyle bir karakter ki, hem bir yandan herşeyden şikayet ediyor, hem de bu şikayetlerine sebep olan alışkanlıklarından geri durmuyor. Hayattan sıkılması, yeni sulara yelken açmak için yanıp tutuştuğu (bu sular, adı Şule olan oldukça seksi bir genç kız), bir mucizenin gerçekleşmesini beklediği günlerde başlayan hikaye, akla gelmedik bir 'mucize' ile olmadık yerlere savruluyor. Sağa sola sataşıp durduğu bir başka günde, şans eseri(!) eline geçen teleskobu ile komşusu Şule'yi gözetlemekten bir an vazgeçipte, binlerce yıldan sonra ilk kez gerçekleşecek olan tam güneş tutulmasını izlemesiyle içine 'girip girip çıktığı' mucize başlayıveriyor.
Bütün gününü genç bir üniversite öğrencisinin, ardından Haluk Bilginer'in canlandırdığı lümpen şair komşusunun, kiralık bir katilin, hiç tanımadığı bir imamın, ezip durduğu garson Burak'ın içinde geçiren Fikri bey, aradığını hiç istemediği bir şekilde buluyor. Onur Ünlü'nün bilinçli tercihi olan hafif hikaye yapısı, tam da istedindiği etkiyi veriyor. Fikri bey ile başlayan yolculuğunuz, karakterlerin ruhları birbirlerinin bedeninde istemsizce gezindikçe, her bir karakter iyi tanıdığına emin olduğu insanların kendi gözleri ile hayata baktıkça, sizin de 'bakışınızı' değiştiriyor. Bu açıdan da film tam istediği yerde duruyor: Aynaya bakın, kendinizi göreceksiniz.
Filmi yukarılara taşıyan en büyük etken, Onur Ünlü'nün gişeye oynamak yerine, kendine özgü tarzını daha da geliştirip, yer yer esneterek, Türk sineması adına görülmemiş bir işe imza atması. Hümeyra, Haluk Bilginer, Köksal Engür, Özgü Namal ve kiralık katil rolü ile harikalar yaratan Bülent Emin Yarar'ın üstün performansları ile harmanlanan, bu uçuk öykü, gerek karakterleri, gerek Ünlü'nün tercihi olan hafif yapısı ile gişede iyi bir yer edinemese dahi, adını Türk sineması içinde mühim bir yere yazdıracak.
Sorunsuz bir kurgu, kalbur üstü oyunculuklar, değişik ancak tamamen doğru bir tercihin ürünü müzikleriyle kesinlikle cesur bir hamle Güneşin Oğlu.
İçinde küfürün bulunupta, hiç eğreti durmadığı kaç tane Türk filmi sayabilirsiniz? Hem de yaşam ve ölüm üzerine çok hoş dokunuşlarda bulunan? Klişe gözüküp, olmadılk yerde şaşırtabilen karakterlere sahip?
Belki Üç Maymun gibi internasyonel bir başarı yakalayamayacak ancak sıra dışı uslubu ile sinema severlerin aklına kazınacak bir film.
Ayna'ya en son ne zaman gerçekten baktınız?
Not: İçine İmam kaçan Emekli Öğretmen portresi karşısında, Köksal Engür'ün karşısında bir kez daha saygı ile eğiliyorum!
UYARI! Lütfen yorumda bulunurken, argo ve hakaret içeren kelimeler kullanmayınız. BU GİBİ YORUMLARA ONAY VERİLMEYECEKTİR Kişiler yaptığı yorumdan kendileri sorumludur. Bu gibi durumlar, sitemizi herhangi bir şekilde bağlamaz!!! 146
|