Elbette yıllar yılı sinema salonlarını arşınlarken, fragmanına tav olup günlerce, aylarca hatta ve hatta yıllarca beklediğimiz filmler oldu! Fakat hangi filmin fragmanının yayınlanması bu kadar beklendi? Ya da kaç film projesi bu raddede bir heyecanla iple çekilir oldu?
Maymunlar Gezegeni : Başlangıç’ı izlemeniz için 7 neden :
Yazan Fatih Yürür
1-) EN İDDİALI “BAŞLANGIÇ”LARDAN BİRİ : Malumunuz bir seri üçüncü halkasına kavuştuğu anda başlangıç farzına kapı açılır. Hatta günümüzde başlangıç furyası, henüz dumanı üstünde tüten seriler söz konusu olduğunda (Örneğin Örümcek Adam) bile tekerrür edebilir. Maymunlar Gezegeni serisi ise, bu tabloya göre, başlangıç furyasına tam teşekkülü olarak dalması gereken bir bilimkurgu klasiğiydi zaten. Nitekim Burton’un ellerinden çıkan 2001 tarihli Maymunlar Gezegeni, yapımcıları bir süre için bu projeden uzak durmaya itmişti. İşte tam 10 yıl sonra serinin gerçek anlamda ilk başlangıç filmi karşınızda!
Serinin 3. Filmi, kimi bilindik kuralların üzerinden geçti, kimilerini ise tamamen görmezden geldi. Sevmeyeni, seveninden bol gibi gözükse de yaz döneminin sürprizsiz bir biçimde gişe canavarlarından biri olan Transformers – Ay’ın Karanlık Yüzü’nün “daha” ları ile çıkmayı uygun gördüm karşınıza!
ADIM 1 : Kenan suskundur…Suskun ve Terli…Karşısındaki 37 ekran televizyonda, dünyaya çarpma ihtimali olan bir meteor hakkında hararetli bir tartışma dönmektedir. Bütün bu hararetin ve olayın trajedisinin farkında olmasına rağmen tepkisizliğini sürdürür…Daha sonra onun bu tepkisizliğinin ve hissizliğinin “halet-i ruhiye” meselesi olduğunu anlarız. Kenan bir gişe memurudur ve işi de onu zamanla mekanikleştirmekle kalmamış, duygusuz bir birey haline getirmiştir.
1-KAHRAMANIN DOĞUŞU : The Avengers serisinin sinemaya uyarlanışı, uzun bir süre önce, çizgi roman takipçileri arasında dönen bir geyik olmaktan çıktı. Bu sebeple de ekibin demirbaşları olarak anılan süper kahramanlar da birer birer görücüye çıkmaya başladılar. Beyazperdeyi de, kağıt üzerindeki gibi yaşayan bir evren haline getirme derdindeki yapımcılar; ana karakterlerin köklerine yoğun bir dönüş başlattılar. Bu bağlamda Thor, Marvel karakterleri içerisinde beyazperdeye uyarlanması en zor kahraman. Kenneth Branagh’ın yönetmen olarak işi zaten zordu. Her şeyden önce, Thor’un hikayesini Asgard’dan başlatıp, babası Odin tarafından dünyaya sürülüşüne detaylıca değinip, bir de malum iyi-kötü çatışmasına geniş yer verip, neticede bütün bunları Avengers ile bağlayabilmek her baba yiğidin harcı olmasa gerek. İzleyicinin puanı ne olursa olsun, karşımızdaki yapımın sakal bıyık muhabbetine kapı açtığı aşikar. Branagh yukarı tükürmekle iyi bir tercih yapmış orası kesin!
KOŞ : Hızlı ve Öfkeli Serisinin, konsept anlamında “sokak yarışı” konseptinden en fazla uzaklaştığı film hiç kuşkusuz serinin son filmi olan Rio Soygunu. Yine de bundan 10 yıl önce, serinin ilk filmi genç hayranlarını hangi metotlarla cezbettiyse; aynı rota üzerinden hareket ederek yakalamaya çalışıyor izleyiciyi. Rio, emsal bir aksiyon için bulunmaz bir nimet haline geldi.Öyle ki Christo Redentor heykelinin üzerindeki her bir kıvrımı ve dokuyu ezberledik! İşin geyiği bir tarafa, son filmimizde, ekibimizin arabadan ziyade yaya olarak kat ettiği yol düşünülürse, “hızlı olmak” tabirinin dört teker ve eklenti bir nos kadar; iki ayağı en verimli biçimde kullanabilme anlayışına da kaydığını gözlemleyebilmek mümkün. Hoplayıp zıplanacak çatı kat sayısı da düşünülürse, koşmanın akla mantığa aykırı bir tarafı da yok. Sonuçta karşımızda bütçesi ve kadrosu yüklü bir “aksiyon” filmi var ve uzun tutulan bir “çatı kovalamacası” da adet yerini bulsun diye filme monte edildiyse, kızmaya da hakkımız yok!
MADDE 1 : UZAYLI İSTİLASI : Sinema salonlarının başı son zamanlarda istilalardan kurtulmuyor. Daha doğru bir tabirle uzaylı istilasını kendisine tema belleyen yabancı filmlerin armasına “İstila” arması yapıştırılıveriyor güzel Türkçemizde! İstila, bu türün şimdilik beyazperdedeki en taze ve en son örneği. Aslına bakacak olursanız uzuuuuun bir rötar sonrasında ülkemiz sınırlarından içeri girmeyi başarabildi. Dünya İstilası : Los Angeles Savaşı gibi görsel karmaşaların, patlama çatlama kat sayısı; ülkemizde de her daim alıcı bulabiliyor. Fakat bu tarafından bakıldığında Monsters / İstila, ülkemiz seyircisini salona çekebilmek adına riskli bir iş!
1-) BABY DOLL : Babasını öldürmek isterken yanlışlıkla kardeşini vuran ve ruh sağlığı alt üst olan Doll, aynı zamanda Sucker Punch’daki mevcut evrenin kurucusu. Fakat burada Doll’un kafasında kurmuş olduğu evrenin iki farklı katı bulunuyor. Giriş katında, kapatıldığı akıl hastanesini bir çeşit dans klübü olarak tasarlayan Doll, bir üst katta, bütün fantastik hikayelerden birkaç parça toparlayan vahşi bir fantastik evren dizayn ediyor kendisine. Diğer kızlarla birlikte kusursuz bir ölüm makinesine dönüştüğü bu üst fantastik alem, aynı zamanda Doll’un akıl hastanesinden kaçış bileti…Baby Doll’e hayat veren isim ise, Talihsiz Serüvenler Dizisi ile tanıdığımız Emily Browning…