MADDE 2 : ÖTEKİ MEKSİKA : Eğer ki işin içinde Amerika varsa, uzak ya da yakın fark etmez. Ne de olsa elleri bu mevzularda dünyanın öbür ucuna dek uzayabilir…Tıpkı Meksika gibi…Uzaylılar Meksika’yı belli aralıklarla hırpalıyorlar. Fakat halk bu hırpalamalara zaten alışmış ve başlarına geleni kabullenmiş. Sınırı geçip, kendilerine daha iyi bir hayat kurma hayallerinden bile vaz geçmişler. Sürekli olarak Amerika Birleşik Devletleri’nin hava saldırılarından paylarını alıyorlar. Bir yandan bu savaş, uzaylı – insan savaşı kulvarından sıyrılıp, Amerika’nın üçüncü dünya ülkeleri üzerindeki “hesapta” koruyucu ve kollamacı şiirlerine de cinaslı bir uyak oluveriyor tabi kalıyoruz.
MADDE 3 : AMERİKA, AMERİKALI İÇİN GÜVENLİDİR : Esas oğlanımız, Andrew’in tek derdi, patronunun kızı olan Sam’i sağ salim Amerika’ya ulaştırabilmek. Nitekim bütün bu arbededen kurtulabilmek için, Amerika’nın sınırına bir nevi Çin Seddi kondurulmuş. Öteki’ni dışarıda tutmak için son derece “açık” bir yöntem. İster uzaylı olsun, isterse Meksikalı…Kıyamet sonrası senaryolarının vazgeçilmezi olan” korunan kale” klişesi, bu filmde Amerika’nın tamamının suretine bürünüyor.
MADDE 4 : YOLCULUK : Aslında içerisinde en az uzaylı gördüğümüz, istila filmi dersek pek de yanlış bir tabir olmaz. Uzaylılar ve onlara dair söylentiler Sam ve Andrew’in yolculuğunun arka fonunu oluşturuyor. Fakat yolları sürekli olarak tehlikede olan bu ikili, bir süre sonra –kaçınılmaz olarak- yakınlaşmaya başlıyorlar. Bu bağlamda, yenilikçi derisinin hemen altında, bilindik klişelerden de güç almayı ihmal etmiyor İstila…
MADDE 5 : KIYAMET SONRASI : Son birkaç yılda pek çok farklı kıyamet sonrası senaryosu izledik. Fakat İstila’ya tam anlamıyla bir kıyamet sonrası filmi demek yanlış olur. Derdin asıl sahibi Meksika halkı. Uzaylılar geldikten sonra bile günlük rutinlerini devam ettiriyorlar. Hatta uzaylıların yarattığı yıkımı çoktan kabullenmişler bile. Onlar için uzaylılar, deprem ya da sel baskını gibi doğal birer afet. Diğer taraftan Amerika için de benzer durum söz konusu. Uzaylılara uzaktan müdahale eden ülkenin, halkı da böyle bir şey yokmuş gibi hayatlarını sürdürüyor. Hal böyle olunca da İstila tam anlamıyla bir kıyamet sonrası filmi gibi durmuyor…
MADDE 6 : ATMOSFER : Filmin bünyesine taze kan pompalamasının en önemli sebebi, hiç kuşkusuz yaratılan atmosfer. Film boyunca uzaylıların kendilerinden ziyade, sebep oldukları yıkımı görüyoruz. Açıkçası, arkalarında bıraktıkları yıkıntılar, kendilerinden çok daha korkunç…
MADDE 7 : SESSİZLİK : Son yıllarda, benzer temalı filmler, birer blockbuster etiketi ile, milyonlarca dolar harcanmasına rağmen, artık bayatlamış metotları fırınlayıp fırınlayıp önümüze sunuyor. Artık izleyici, görsel karmaşaları da teknik birer beceri olarak kabullenmeye başladı. Hal böyle olunca, İstila’nın dingin yapısı pek çok izleyiciye yabancı gelmiş olabilir. Bu bağlamda The Road’a olan benzerliklerinin de ğzerinden geçmek gerekiyor. Her ne kadar Sam ve Andrew açlık ve susuzlukla bezenmiş bir mücadele vermese de…
MADDE 8 : AKRABAĞLIK BAĞLARI : Öncelikle District 9 etkilenimi kendisini fazlasıyla belli ediyor. Blomkamp’ın açtığı yoldan ilerleyen Gareth Edwards, bunun dışında The Road, Cloverfield, Armadillo gibi yapımlardan izler barındırmasına rağmen; İstila’nın sırtını, tamamı ile etkilenimlerin olduğu geniş duvara gelişi güzel dayamıyor.
MADDE 9 : GERÇEKÇİLİK : Cloverfield, REC, District 9 ya da Rammbock gibi filmlere gösterilen rağbet ile birlikte, yapımcı ve yönetmenlerde “gerçekçilik” takıntısı da baş gösterdi. Yer yer mocumentary konseptine göz kırpan bu anlayış, önümüzdeki yıllarda da farklı fikirlerle yerleşmeye devam edecek. İstila’nın, bu yönelimin yüz aklarından biri olduğunu söylemem sanırım yeterli olur.
MADDE 10 : GÖRSELLİK : Yukarıda değindiğim gibi, görsellik de tamamen gerçekçiliğin tonunu tutturabilmek için kullanılmış filmde. Neticede çuvallar dolusu para dökülüp, astronomik bir dijital efekt yağmuruna tutulmasak da, İstila, son derece çarpıcı olmayı başarabilen bir uzaylı istilası hikayesi anlatmayı başarabiliyor bizlere…İyi Seyirler…