Aşk Geliyorum Demez

Yeşilçam’da onlarcasına rastladığımız ‘zengin kız - fakir oğlan aşkı’nı konu almış Türk işi bir romantik komedi…
Eğer filmi izlemediyseniz bu yazıyı okumamanızı tavsiye ederim. (Bu uyarıyı yapınca yazıyı okumaktan vazgeçecek kaç kişi vardır, merak ediyorum… Ben yine de uyarımı yapayım.)
Yönetmen Murat Şeker’in bir önceki filmi “Aşk Tutulması”nda da benzer argümanları kullandığı ancak aşk tarafı biraz daha ağır basan “Aşk Geliyorum Demez” filmi, Mahmutpaşa’da bir han esnafının hikâyesini anlatıyor. Han esnaflarından birinin oğlu olan Ali (Tolgahan Sayışman) yakışıklılığı ve çapkınlığı ile ün salmıştır. Bir gün müteahhidin biri, yerine büyük bir alışveriş merkezi inşa etmek üzere, hanı satın alır. Bunun üzerine, han esnafı bir araya gelerek, bir plan yapar. Buna göre; Ali, zengin müteahhidin güzel kızı Gözde’yi (Bergüzar Korel) kendine âşık ederek hanı yıkılmaktan kurtaracaktır…
Size hiç yabancı gelmedi değil mi? Evet, filmin senaryosu eski Yeşilçam filmlerinden toplama gibiydi. Bir Tarık Akan - Hülya Koçyiğit filmi izler gibiydim. Üzerinde fazla kafa yorulmamış, baştan sona klişe bir senaryo vardı. Filmi sıradanlıktan kurtaracak yeni veya ilginç fikirler hiç yoktu, diyaloglar bile sıradandı. Tanıdık, sonu bilindik bir hikâye biraz modernize edilerek sunulmuş bize.
Başrollerde iki popüler oyuncu ve yan rollerde Zeki Alasya, Altan Erkekli ve Sarp Apak gibi usta oyuncular yer alınca, insanın beklentisi de yüksek oluyor doğal olarak. Ama Murat Şeker ve Selami Genli, insanı baştan sona sıkan, sıfır sürprizli bir senaryoya imza atmışlar maalesef. Yapımcılar da kadronun sağlam olmasına güvenerek ellerinde gişe garantili bir film olduğu sonucuna varmışlar sanırım.
Filmin güzel tarafları da vardı elbette, müzikleri gayet başarılıydı mesela. Ancak filmde ikide bir çalan eski kırkbeşlik parçası ‘Bir Zamanlar’ bana ister istemez ‘Issız Adam’ın dillere dolanan parçası ‘Anlamazdın’ı anımsattı.
Filmde güzel mesajlar verilmeğe de çalışılmış, bunlardan biri Türk, Kürt, Ermeni, Laz ve daha birçok farklı insanın bir arada nasıl yaşadığıydı. Yan karakterlerin sayısının fazla olması ve yerleşik olmamasından dolayı biraz eğreti durmuş olsa da “Açılım” konusunun hala gündemde olduğu şu günlerde verilen mesaj anlamlıydı.
Eski Yeşilçam Filmlerini seviyorum. Bir sıcaklık, bir naiflik var o filmlerde. Ancak bana kalırsa Türk Sinemasının gelişimi için, Yeşilçam Filmleri’ni yeniden yorumlama gayretine girmekten vazgeçmeli, yeni şeyler yaratmaya çalışılmalıyız. Yoksa “Bizim filmler neden gişe yapmıyor? Yurtdışında neden tutulmuyor? Seyirci neden yabancı filmleri tercih ediyor? ” gibi sorular sorulmaya devam edilecektir. Türk izleyicisinin sinemayla barışmış olmasına güvenilmemeli, daha özgün, daha orijinal filmlere imza atılmalıdır...
Yayınlandığı yer
SineKritik
Yazan: Sevra BAKLACI
E-posta: Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınızSon ekledikleri: Sevra BAKLACI
Online Üyeler »
0 Kullanıcı
ve 263 Misafir
Çevrimiçi