Uzun Metraj

Doğuyla batı arasında bir yerlerde

Oy ver
(0 oy)
İyi Seneler Londra

Aykırı insanlardan olağanın dışında hareketler bekleriz. Sıradanın, alışılmışın dar penceresinden dışarıdaki çok daha marjinal dünyayı farklı yönlerden algılama ve hayata yansıtabilme tarzları onları orijinal kılar.

   Berkun Oya’da kesinlikle farkını her daim yansıtabilmiş bir isim. Yazıp yönettiği Yangın Duası adlı tiyatro başyapıtı ve televizyonda sunduğu Defacto programını düşündüğümüzde dahi çok özgün bir sanatçıdan bahsedebiliriz. Onu farklı kılanın sadece alışılmış dışındaki davranışları veya metinleri değil, hayat hakkındaki görüşlerini eserlerine kendine has ve derinlikli bir şekilde yansıtabilmesi olarak düşünebiliriz. Çok kısa bir tanımlama yapmak gerekirse yapıtlarında  öne çıkan unsurların dışavurumcu ve  diyaloga dayalı, absürd ve sosyopolitik altyapısının güçlü ve keskin olduğunu saptayabiliriz. 

   Berkun Oya’nın yazıp yönettiği ilk uzun metrajlı film olan İyi Seneler Londra nerdeyse her karesinde yönetmeninin izlerini taşıyan bir eser. Oya’nın tiyatro geçmişinden kaynaklı olarak filmin teatral bir hava taşıdığına yönelik eleştiriler yapmak mümkün. Ayrıca büyük bölümünün bir otelde geçiyor olması mizansen olarak da kısıtlı mekan anlayışıyla teatral özelliklerin ön plana çıkmasını sağlamakta. Ayrıca doğaçlamaya yakın oyunculuklar, farklı ve zor bir metin, hikayeler arasındaki geçişlerin bir türlü sinemalaştırılamaması ve gerçekle bağlarını kopartması, karmaşık kurgusu gibi etmenlerin ilk bakışta rahatlıkla defo olarak göze çarptığını söyleyebiliriz. Zaten filmin kurgu aşamasının gayet sancılı ve uzun soluklu olmasından kaynaklı kurgu tercihindeki yanlışlarda özellikle hikayenin düğüm noktalarında kendini belli ediyor. Fakat kendi adıma filmin biçimsel tercihlerini, yanlışlarını, doğrularını tartışmaktan çok yönetmenin karakterleri aracılığıyla Doğu-Batı ekseninde seyreden beyin jimnastiğinin çok daha üzerinde düşünülmesi gereken bir nokta olarak öne çıktığını söyleyebilirim.

   İyi Seneler Londra adından da anlaşılacağı üzere Londra’yı fon olarak seçiyor. Opera sanatçısı Yaşar Nur, onun Londra’da

b_320_500_16777215_0___.._portal_images_stories_news_abidin3_iyisene1.jpg
yaşayan arkadaşı Zeynep ve Yaşar’ın kalmak için gittiği otelde çalışan Bolvadinli Firuz filmin ana karakterleri. Film bu üç Türk karakteri yurtdışında bir dünya metropolünde bir denklemde bir araya getirerek ele almak istediği Doğu-Batı çatışmasına güzel bir ortam hazırlıyor. Türkiye dışında bir ülkede bir araya gelen karakterlerin Doğulu olmak-Batıda kalmak ikilemindeki hayatlarına, kararlarına, duruşlarına bizzat Batı’yı temsil eden bir metropol üzerinden bakmak daha farklı bakışı da beraberinde getiriyor. Ülkemizdeki Batı hayranı-Doğu tukakacısı binlerce fikir sahibini düşündükçe, yurtdışındaki hallerine, ülkelerine ve Batı’ya bakışlarına kamerayı doğrultmak çok daha çarpıcı sonuçların ortaya çıkmasını sağlayabiliyor    .

   Filmdeki ana karakterlerimizin hayattaki duruşları ve konumları birbirinden ne kadar farklı olursa olsun ortak noktaları olarak Doğu’da doğup, Batı’nın bir noktasına eklemlenme isteklerini gösterebiliriz. Yaşar görünürde bir opera sanatçısı ama söylediği parçalar yaşadığı ülkenin en temel bileşenlerinden olan türküler. Yerel yani Doğulu bir argümanı Batı tarzında yorumlayarak bir şekilde Batıya dahil olma çabasında. Zeynep doğuyu terk edip batıya yerleşmeyi tercih etmiş, özellikle Firuz karakterindeki yerelliği ve Anadoluluğu fark edince onunla ilgili yaptığı yorumlarla doğuyu aşağılayan bir batı bilinciyle donandığını görüyoruz. Fakat hayatında bir noktadan sonra bu aidiyetsizlik hali baskın çıkıp, yurda dönme isteği uyandırıyor kendisinde.
b_320_500_16777215_0___.._portal_images_stories_news_abidin3_iyisene2.jpg
Onunki yurtdışında başarısız olmuş bir karakterden çok ruhen uyum sağlayamamış bir yapı arz ediyor. Filmin ele aldığımız ikilemde belki de en önemli karakteri olan Firuz ise köyünden kalkıp Londra’ya yerleşmiş, orada da bir otelde ayak işlerine bakan bir çalışan. Firuz hem kültürel olarak daha alt tabakan bir birey hem de gençliğinden dolayı hayat hakkındaki amaçları, görüşleri daha ham ve yoğrulmaya, yönlendirmeye açık bir konumda. Doğu-Batı eksenindeki salınımları çok daha sert yaşayan, bu çelişkiyi daracık hayat algısında kolaylıkla çözümleyemeyen, her daim dış etkenler karşısında kırılgan bir kimliğe sahip bir karakter olarak tanımlayabiliriz kendisini.
Yaşar ve Zeynep hayatlarındaki kültürel anlamdaki arada kalmışlığı çokça dışa vurmadan içlerinde yaşayıp, patlamaları da dışa vurmamaya çalışırlarken; Firuz yönetmeninden de aldığı destekle alabildiğine gerçekçi ve dışavurumcu bir davranış sergiliyor. Türkiye’deki annesiyle telefonda konuşurken etkisi altında kaldığı geleneksel zincirlerden, telefonu kapattığı anda kurtulmaya çabalıyor. Aslında içinde bulunduğu ruh hali utandığı, küçümsediği yerel etiketten soyutlanıp, daha özgür ve modern bir dünyanın içine dahil olmak. Sahip olduğu Anadolu deli kanı yabancı diyarlarda gitgide gelişmeyi, ortamları tanımayı, yükselmeyi, belki bir gün tanınmayı ama illa ki o hep özenilen yabancılar gibi üst tabakadan, farklı bir dünyadan olmayı ve yine illa ki kendi toprağından olanlara bir veya birkaç üst basamaktan bakmayı bitmek bilmez bir enerjiyle istemekte. Almanca-İngilizce-Türkçe kırması ve kakafonisiyle arada kalmışlığını değil çok kültürlülüğünü öne çıkarmaya çalışan, öğrendiği yabancı kelimeler haddince yaşadığı kültüre adapte olduğunu sanan, bir yanı kıskançlıkla ve eksiklikle yoğrulmuş biçimde yabancı olana hayranken; öte yanı Türklüğüne, adamlığına, ahlakına sahip çıkıp, yabancıyı ahlaksızla bir tutan düşmanca ve ırkçı gelgitlerle örülü bir dünya algısı Firuz’un ki. 1960’larda başlayan yurtdışı göçleriyle beraber bizimde yakından şahit olduğumuz bir ne oralı ne buralı duruş bozukluğundan mustarip binlerce yurttaşımızdaki sendromun bir çeşidi sadece ondaki.

İyi Seneler Londra fragmanı izlemek için tıklayın!

{flv}sinemetraj/iyiseneler{/flv}

   Bir türlü bastıramadığı ve engelleyemediği cinsel dürtülerinin özgürlüğüne bırakılıp, serbest cinsel hayat diye yaftalama yalanını sahiplenirken; küçümsediği bir yurttaşının söylediği ahlak(sızlık) yönünden yabancılara benzediğine yönelik saptamasında deliye dönen, bir anda ahlak zabıtası kesilen, Türkleşen, ahlak tabularına halel getirmeyen sallantılı ve dengesiz bir ruh hali Firuz’daki. Bir dakika önce gözünü karartıp tecavüz etmeye çalıştığı kadından bir dakika sonra iyice küçülüp af dileyen, yetmezmiş gibi sonrasında deliler gibi tehditler savuran ve daha da yetmezmiş gibi hemen ardından ağlarcasına, yalvarırcasına af dileyen, tek amacının yurtdışında tutunmak olduğunu, üç kuruş paraya burada çalıştığını itiraf eden yani her adımıyla arada kalmışlığını bastıra bastıra gösteren mükemmele yakın gerçeklikte ve absürdlükte bir karakter Firuz. Hatta sinema tarihimizde maço ve beyni bacakları arasında yer alan, sadece kendi ailesi  konu olduğunda ahlaklı kesilen Türk göçmen tipinin harika yansıması olan Berlin in Berlin’deki Mürtüz sonrası en gerçekçi tipi olarak görebiliriz Firuz’u.  Bir yabancı söz konusu olduğunda yengesini namus meselesi yapan ama iş kendine geldiğinde her fırsatta onu gözetleyen, arzulayan, sahip olmak isteyen  bir zihniyetle; karşısında gördüğünde hayranlıktan ne söyleyeceğini bilemediği  bir sanatçı kendisini odasına çağırttığı anda türlü türlü cinsel fanteziler kurmaya başlayan yani kadını ailesinden olanlar ve olmayanlar diye kabaca iki kategoriye ayıran bir beyin yapısının arasında birçok benzerlik olsa gerek. Hatta bir adım daha öteye giderek Mürtüz ve Firuz’un kardeş veya akraba olduklarını dahi söyleyebiliriz. Ve iki karakterin bu denli gerçekçi biçimde sivrilmesinde çok önemli payları olan Cem Özer ve Ali Atay’ın kesinlikle normal sayılmaması gereken insanüstü performanslarını sinema tarihimizin değeri hiç bilinmeyenler köşesine çoktan yazmamız gerektiği aşikar.

   İyi Seneler Londra teknik anlamda birçok kusur barındırmasına karşın sadece Firuz karakterini bizlerle tanıştırdığı ve üzerinde düşünmemizi sağladığı için bile mutlaka izlenmesi gereken filmlerden biri diye düşünmemek elde değil.

 

Son değişiklik Cumartesi, 02 Ocak 2010 21:17
Murat Ata

Yazan: Murat Ata

E-posta: Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız

Online Üyeler »

0 Kullanıcı ve 262 Misafir Çevrimiçi

AKTİV GRUPLAR »