Yavşaklığa çok müsait bir kelime: AŞK!
Gerçekten de öyle değil mi? Günümüz jargonuna baktığımızda aşk denen sihirli kelimenin ne kadar çok anlam değiştirdiğini fark etmiyor musunuz? Bana bunu düşündüren şey, yeni izleme fırsatı bulduğum Dear John isimli film oldu. Aslında çok madah bir film değil. Ama insana aşk üzerine kafa yorduruyor.
Atletik vücuduyla filmde boy gösteren John Tyree (Channing Tatum), sörf tutkunu bir askerken Savannah Curtis (Amanda Seyfried) ile karşılaşır. Ardından klasik aşk başlar. Ancak John, Amerikan Ordusu'nda görev yapmaktadır ve mecburen Afganistan ve civarına gitmek zorunda kalır.
Aslında filmin bu bölümleri Türkiye'ye hiç de yabancı değil...
Askere giden milyonlarca genç ve bir çoğunun arkasında bıraktığı sevgilisi.
John da tıpkı Türk Askeri gibi ülkesi için canını hiç düşünmeden ortaya koyuyor. Ve bu uğurda vuruluyor da... Tabi askerlik hakkında anlatılanlar dışında hiçbir fikirleri olmayan kadınların yaptığı anlamsız tripleri, Savannah da yapıyor. Ve John'un başına, bir askerin karşılaşacağı en kötü olay geliyor... O çok sevdiği Savannah'ı, 11 Eylül yeni patladığı ve damarlarındaki milliyetçi kan hızla pompalandığı için gidip, göremiyor. Ama, "Sana deliler gibi aşığım" diyen Savannah, bu sözü yalayıp, yutuyor ve gidip başkasıyla evleniyor. Burası tipik Türk filmi gibi ama demek ki Amerikalılar da konu bulma sıkıntısını fazlasıyla çekiyor.
Ancak buna değinmeyeceğim.
Kafamı kurcalayan şey, aşk neden illa ki zor olmak zorunda?
Ya da aşk denen üç harfli kelimenin anlamı çok mu hafif?
O "Devlerin aşkı" yalnızca şarkı sözünden mi ibaret?
Neden insanlar, gönül verdiği kişileri her şeyleriyle sevmezler?
Asker olsun, polis olsun, temizlikçi olsun, profesör olsun, hemşire olsun... Asıl önemli olan sevdiğin kişi değil midir?
Gönül vermek, başka bir şey vermeye benzer mi, benzemez mi?
İlla ki hepimiz aşık olmuşuzdur. Ya da olduğumuzu sanmışızdır. Ama acı, ayrılık, ihtiras her aşkın içinde olmak zorunda mı kardeşim!.. Ya da, "Seviyorum" diyorsan; neden gidip başkasıyla evleniyorsun? Anlam veremediğim, aşk denen sihirli cümlenin, çoğu kimseler tarafından çok hafif anlamlara indirgeniyor olması...
Halbuki öyle değil...
O kadar hafif değil...
O kadar uzun boylu değil!..
"Aşığım" diyorsan; gönlünü gerçekten onunla dolduruyorsan, dosdoğru o yolda yürümen gerek. Yaşadığın hayatı onunla paylaşman gerek. Aşkı yaşayacaksan, büyük yaşayacaksın. Ötesi, berisi yok bu işin.
Biraz Haşmet Babaoğlu tarzı oldu ama idare edin... Malum "aşk" denen üç harfli sözcük, en montofon ineğini bile şair yapabiliyor :)
Dear John'a gelince... Bilmedik bir aşk hikayesi anlatmıyor. Ama bana bu yazıyı yazdıracak kadar kafa yordurdu. İzlenilebilirliği var.
Channing Tatum gerçek anlamda aşama kaydediyor. Sanırım onu bu tarz aşk filmlerinde daha çok görürüz.
Amanda Seyfried de yakaladığı çıkışı sürdürüyor. Ama ben bu filmde çok tutmadım oyunculuğunu… Gözüme girmesi için daha çok çalışması gerek efendim :)
Yayınlandığı yer
SineMasal
Yazan: Rasim Artagan
E-posta: Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınızSon ekledikleri: Rasim Artagan
Online Üyeler »
0 Kullanıcı
ve 251 Misafir
Çevrimiçi