1...Luci del varieta) 2...(Le sceicco bianco)3...(I vitelloni) 4... (La Strada) 5...(Il Bidone) 6...(Le notti di cabiria) 7...( la dolce vita) 8...(Boccaccio 70’s)...8½ ...Federico Fellini sekiz buçuğuncu filmim demiş çoğu eleştirmenin onun başyapıtı olarak gördüğü ve sinema tarihinde sarsılmaz yeri olan bu filmi için...
Aslında Fellini bu filmi çekmek bile istemiyordu.Çekimden hemen önce yapımcısı Rizzoli’ye mektup yazmış, bu konunun onu eskisi kadar heycanlandırmadığını söylemişti.Fakat gittikçe filmiyle barışmaya başlamıştı..
Nerden çıkmıştı bu fikir? Fellini’yi bu filmi çekmeye iten neydi? Birçoklarının üstünde kafa patlattığı tartıştığı bu durum aslında gayet basitti..’’ Bir kişinin sıradan bir gününde hayatının portresini çizme isteği..Kişinin varlığının yaşadığı tüm durumlarla çelişmesi, düş ve gerçeğin iç içe geçtiği bir bütün..Anıların yaşanmışlıkların, hayal gücünün ağır ağır ilerlediği geçmişinde ve gününde yaşadıklarını iç içe geçirmiş bir adam..Fellini bunlari yaşanmışlıklara özlem ve gelecek korkusu arasında eritir...
Fellini filmin senaryosunu kafasında yazmaya başladığı hatta bayağı aşama kattetiği zamanda bile kimleri oynatacağını bilmiyordu. ..Karakterinin yaşamak için ne yaptığını yazmıyordu çünkü onun için önemi yoktu..avukat,doktor,mühendis..Filmin ünlü harem sekansını kaplıcada hipnotizmacı bir arkadaşıyla birlikte yazmasının ardından .filmin kahramanınıda kaplıca için gidilen bir kasabaya yerleştirmeye karar verdi.Sonunda bu filmi eğer yapmak istiyorsa yazmanın bir fayda sağlamacağına,dışarı çıkmanın insanları görmek hikayesini onların içinden çıkarmanın tek yol olduğuna karar verdi..
Kahramanını canlandırtmak üzere Mastroianni’de karar kıldıktan sonra kadroyu tamamlamaya başladı..Köstüm,müzik,provalar,çalışma planları,tarihler kısacası çekime bir,iki ay içinde başlanılacakmış gibi çalışmaya ve insanları yönetmeye başladı.Fakat önemli sayılabilinecek bir sorunu vardı..Filmini hatırlayamıyordu..Aklından uçup gitmişti..Sonra Rizzoli’ye yazdığı mektuba geri dönmeye karar verdi..Bir kaç cümle yazdıktan sonra stüdyo şefinin ona seslenmesiyle kendine geldi ve mektubu yırtıp attı..Birden kendini setin içinde buldu..Dekorlar,oyuncular herkes ondan kendisine ne yapılmasını söylenmesini bekliyordu fakat Felli’nin aklında film bile yoktu..
Çıkışı olmayan bir duruma girdiğini anlayınca filmininde kalbine girdiğini anladı..İşte senaryo buydu..Film yapmak isteyen fakat yapacağı filmi unutan bir yönetmen..Kendini anlatacaktı, başından ne geçtiyse bütün detayları anlatacaktı..Bu filme kadar pek başvurmadığı düşsel anlatım dili ve rüyalarınıda bu filme koyacaktı ve bu filmi kendine özgü yapacaktı..Ayrıca filmin oluşumunda en sevdiği yazar olan Carl Jung’un kitaplarını okumanın,onun hayata bakış açısını yakalamanın film adına hoş bir esin kaynağı olduğunu söylemişti Fellini..
Ve bitirdi filmini...
Geçmişi ve günü arasında gelgitlerle yaşayan, film çekmeyi çok isteyip herşeyi ayarladıktan sonra ne çekiceğini unutan ve pekte önemsemeyen bu adam seyirciyi bir düş içinde yoğurup Nino Rota’nın eşsiz müzikleriyle psikanaliz ediyor..







