Site içinde etkin tartışmalarınız için "Forum" alanına lütfen Kayıt Olun                                     

 Üye Alanı 
Şu an bulunduğun sayfa: Ana Sayfa arrow Sinema arrow SineMasal arrow Bergman'ın varoluş portresi: Yedinci Mühür

Bergman'ın varoluş portresi: Yedinci Mühür
Perşembe, 08 Mayıs 2008

 İngmar Bergman varoluşçu eserlerinin ilki olan Det Sjunde İnseglet/ Yedinci Mühür’ü, 1957 yılında çekmiştir. Bergman’ın kendisinin de belirttiği gibi çocukluk dönemlerinde edindiği ideallerin baskıları filme yoğun olarak yansıtmıştır. Film 14. yy’da, Ortaçağda, İsveç’te geçiyor. Başkarakter, Antonius Block, (Max Von Sydow) uzun yıllar Haçlı Seferlerinde savaşmış bir şövalyedir. Filmin başladığı yerde Block, silahtarıyla birlikte ülkesine döner. Bu sırada da İsveç’te veba salgını kol gezmektedir.

Vebanın yol açtığı tahribatı gören şövalye, içinden yeni çıkmış olduğu savaşta yaşadıklarının da etkisiyle, Tanrı’nın varlığından şüphe duymaya başlar.>

Yedinci Mühür’de genel hatlarıyla, Tanrı’nın varlığıyla ilgili şüphelerinin olduğu bir döneminde, ölüm zamanı gelmiş olan şövalyenin tanrı, mutluluk, sevgi, hakikat arayışı ve kendi özüne yabancılaşma serüveni anlatılmaktadır. Bergman, Yedinci Mühür’de, Block karakteri üzerinden, ölüm, sevgi, tanrı, mutlulukla ilgili kendi sorularına cevap ararken, temelde metafizik dayanaklarını yitiren 20. yy. insanının manevi karmaşasını irdeliyor.
Bergman, filmin daha ilk sahnesinde ölüm temasını, müzik ve yarı aydınlık gökyüzündeki kartal figürüyle hissettiriyor. Antonius Block kendisini almaya gelen Ölüm’ü (Bengt Ekerot) satranç oynamaya davet ederek “mutlak gerçek”e yani Tanrı’nın varlığıyla ilgili “bilgi”ye ulaşmaya çalışıyor. Satranç oyununu bu çabada bir oyalama taktiği olarak kullanıyor.

Yedinci Mühür’de, bilgi ve inanç sorunsalı üzerinden bireysel kurtuluş teması üzerinde durulmuştur. Her ne kadar zaman olarak Ortaçağ seçilmiş olsa da, şövalyenin Tanrı’yı arama serüveninden hareketle 20. yy. insanının manevi karmaşası irdelenmiştir. Bergman’ın günümüz post modern toplumunu Ortaçağ’dan hareketle eleştirmesi de şaşılacak bir şey değildir. Çünkü iki dönem arasında pek de fark yok gibidir. Post modern toplumun temellerini oluşturan Aydınlanma düşüncesinin günümüze kadar gelen “bilim rehberliğinde insanlığın huzura kavuşacağı” düşüncesini, Block’un ölümle ikinci karşılaşmasında Tanrının “bilgi”sine ulaşmak istediğini ve somut olmayan inancı istemediğini söylemesinde görmekteyiz. Bu açıdan filmde Aydınlanma düşüncesine bir karşı duruş vardır.

Antonius Block’un yaşadığı yabancılaşma, kendi özüne yabancılaşma, Haçlı Seferleri’nin üzerinde yarattığı tahakkümün bir sonucudur. Aslında Block, tanrısını reddetme raddesine geldiği için değil; içinde bulunduğu şartları, veba salgınının etkilerini sürekli olarak “akıl” süzgecinden geçirerek anlamaya çalıştığı için çıkmazın göbeğindedir. Bergman, şövalyenin yaşadığı yabancılaşmayla, insan aklını her şeyin üstüne koyan modern toplumun ve onun temellerini oluşturan Aydınlanma fikrinin eleştirisini yapmıştır.

Filmin bir diğer karakteri olan şövalyenin silahtarı, modern insanı temsil ediyor. Bir Ortaçağ dinsizi olarak karşımıza çıkarılan bu adam, 20. asır insanının bütün özelliklerini taşıyor: İnançları küçümsüyor, ideallerle eğleniyor… Filmde Bergman bu karakterle kutsal savaş kavramını da sorguluyor. Hatta zaman zaman, bütün o insanları savaşa zorlayan zihniyeti hırsız, tecavüzcü ilan ederek en aşağı bir konuma yerleştiriyor. Antonius Blok’tan sonra filmin en önemli karakterleri tiyatrocu karı-kocadır. Bunlar Block’un aksine kendilerini hayatın akışına bırakarak, fazla sorgulamadan mutlu olmayı başarabilen insanlar olarak karşımıza çıkıyorlar. Bu karakterlerin filmdeki varlığı Bergman’ın “mutluluğun en basit şeylerden haz almakta gizli olabileceği” düşüncesinin bir yansımasıdır. Belki de tanrı en saf haliyle, sade ve süssüz bir hayatta saklı olan sevgidir. Block, kumpanyacı aileyle karşılaştıktan sonra, Tanrı’nın varlığıyla ilgili yeni umutlar beslemeye başlıyor. Çünkü onlar, bütün bu savaş, veba, ölüm içinde çok mutludurlar. Aslında bu noktada Bergman’ın aile kurumunu yüceltmesini görüyoruz. Bütün –heteroseksüel, ataerkil- özellikleriyle iktidarın varlığına hizmet eden evlilik kurumunu bu kadar yüceltmesi de dikkat çekicidir. Ancak burada da asıl önemli olan Bergman’ın sorularıdır: bu aileyle karşılaşması Block’a “mutluluk, huzur, hakikat ve mantığı neden tanrısal olana bağlıyoruz?” sorusunu sordurmuştur. Bergman, Tanrı düşüncesi olmadan da bunların olabileceği düşüncesi üzerinde durmuştur. Ya da “iyilik, mutluluk, sevgi” Tanrı’nın ta kendisi midir? Ortaçağ’a ait ve onu temsil eden veba salgını da filmde, içinde yaşadığımız dönemi sorgulaması açısından araçsal bir niteliğe sahiptir. Dolayısıyla Bergman’ın filmde vebayı bir metafor olarak kullandığını söyleyebiliriz. Çünkü Ortaçağ’daki veba salgınının yarattığı korku ve tahakkümü, modern ve post modern toplumda nükleer, teknolojik savaşlar yaratmaktadır. Artık günümüzde korku nesnelerimiz değişmiştir, ancak bu nesneleri bize yönelten zihniyet hala ayıdır. Bergman, filmiyle ilgili bir söyleşisinde, “Ortaçağ insanının korkusu veba, kıyamet günü ve pelim yıldızıydı. Bizim korkularımız başka ancak sözcüklerimiz aynı” demiştir. Kilisenin günahkârları yakması, vebanın nedeni olarak âdemoğlunun Tanrısına sırtını dönmesini göstermesi ve kiliseye sığınmaktan başka çıkar yol olmadığını söylemesi… Bütün bunlar, Ortaçağa ait olan ancak hala esiri olduğumuz skolâstik zihniyetin 20. yy’da insanları tek ideoloji, tek fikir altında toplamak isteyen diktatörlerini çağrıştırıyor. Ortaçağdaki kilisenin yerini ideolojiler, vebanın yerini ise nükleer savaşlar almıştır.

Özellikle 1. ve 2. Dünya Savaşı’nın yarattığı buhranın izleri Yedinci Mühür’de aksisedasını bulmuştur. Bu izler yalnızca sıradan insanlarda oluşmamıştır. Avrupa entelektüelleri de bu savaşlarla birlikte iyi bir dünya adına ideallerini yitirmişlerdir: Egzistansiyalist düşünürler, Frankfurt Okulu ve Yapısalcı ve Post yapısalcılar, filmde üzerinde durulan “medeniyet krizi düşüncesi”ni ve Dünyadaki dengelerin ne kadar farklılaştığını, geçekliğin göreliliğini yapıtlarına yansıtmışlardır. Foucault’un “halkın aydınlara ihtiyacı kalmadı, halk acı ve yoksulluğa bir entelektüelden daha yakın” sözünden ve Adorno’nun, “Auswitchz’den sonra şiir yazmak barbarlıktır” demesinden bu sürecin Avrupa aydınları üzerindeki etkilerini anlayabiliriz.

Yedinci mühür dönemini en yaygın ekolü olan varoluşçuluğun izlerini yoğun bir şekilde taşımaktadır. Bergman dinsel dogma, saf inanç, ölüm, tanrı, şeytan, İsa, Meryem, aile, mutluluk, kimlik arayışı, insanın özüne yabancılaşması gibi konuları, Antonius Block üzerinden derinlemesine analiz etmiştir. Bergman’ın tiyatro yönetmenliği de filme fazlasıyla yansımıştır. Özellikle diyaloglarda kullanılan dil, oyuncuların bazı sahnelerdeki duruş açıları, yüzlerini izleyiciye dönerek oynamaları ve birçok sahnedeki müzikal uyum Bergman’ın tiyatro yönetmenlinin getirdiği artılardır.

 

Yorumlar
Yeni Ekle Ara
+/-
Yorum yaz
Isminiz:
E-posta:
 
Baslik:
 
:angry::0:confused::cheer:B):evil::silly::dry::lol::kiss::D:pinch:
:(:shock::X:side::):P:unsure::woohoo::huh::whistle:;):s
:!::?::idea::arrow:
 
Lutfen resimdeki guvenlik kodunu giriniz.

3.26 Copyright (C) 2008 Compojoom.com / Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."


UYARI!
Lütfen yorumda bulunurken, argo ve hakaret içeren kelimeler kullanmayınız.
BU GİBİ YORUMLARA ONAY VERİLMEYECEKTİR
Kişiler yaptığı yorumdan kendileri sorumludur.
Bu gibi durumlar, sitemizi herhangi bir şekilde bağlamaz!!!

739


Son Güncelleme ( Cuma, 16 Mayıs 2008 )
 
< Önceki

Şuanda 8 misafir bağlı

Tam gaz izle ve hemen unut...

Sample image“Taşıyıcı 3” (Transporter 3)... Serisinin şimdilik son halkası
devamını oku

Savaşın temizi yoktur...

Sample image“Yalanlar Üstüne” (Body Of Lies), adına nedense kirli savaş...
devamını oku

Sibirya ayazında donmuş bir film

Sample imageMafya, uyuşturucu, kara para, cinayet, işkence ve ölümüne bir...
devamını oku

'Hayat akan bir sudur'

Sample imageAyşe Kulin’in yeni çıkan kitabı Umut, Osmanlı’nın son ...
devamı oku