Site içinde etkin tartışmalarınız için "Forum" alanına lütfen Kayıt Olun                                     

 Üye Alanı 
Şu an bulunduğun sayfa: Ana Sayfa arrow Sinema arrow SineMasal arrow İNAT...

İNAT...
Çarşamba, 22 Ekim 2008

Köstebek
Köstebek
Geçen gün arşiv filmleri karıştırırken Köstebek’in kabına uzun uzun baktığımı fark ettim. Hava puslu, sokağa adım atmak içten gelmiyor ne yapayım derken Al Pacino ve Johnny’i Deep’in döktürdüğü 1987 yapımı Köstebek’i izlemeye başladım. “Filmin Bir Yerinde”, köstebeğimiz aralarına sızdığı mafya üyeleriyle birlikte bir Japon restoranına gidiyor.


Yemek yiyecekler. Ancak restoranın bir kuralı var, müşterilerinden içeri girerken ayakkabılarını dışarıda çıkarmalarını istiyorlar. Lüks restoranın çekik gözlü şefi, güler yüzle karşıladığı elemanlarımıza kurallarından bahsediyor. Herkes şefe önce mal mal bir bakış fırlatıyor. Sonra akıllarına yatmış gibi yapıp ayakkabılarına eğiliyorlar. Ama o da ne? Gruptan çatlak bir ses yükseliyor. Tahmin edin kim? Evet, doğru yanıt: Köstebek. Çünkü çizmelerine konuşlandırılan dinleme cihazının ortaya çıkması onun sonu demek. Onun itirazlarına anlam veremeyen mafya lideri kıllanmıyor değil… O an köstebeğimiz eğiliyor oracıkta bir senaryo uyduruyor. Vakti zamanında babasının Japonların düzenlediği saldırıda yaşamını yitirdiğinden girip Allah’ın çekik gözlülerinin, ülkelerinde onlara posta koyamayacağından çıkarak ayakkabılarının yemek yerken ayağında olacağını söylüyor.

Japon şef ise bu tablonun ortasında otomatiğe bağlamış oyuncak gibi ‘Beyler ayakkabılarınızı çıkarır mısınız lütfen? cümlesini yineleyip duruyor. O an milli duyguları kabaran elemanlar, tuvalete sürükledikleri şefi Allah yarattı demeden, o da bir insan evladıdır şeklinde düşünmeden giriyorlar... Üzerinde durduğum nokta, bir araba sopayı bir oturuşta yiyen, kan revan içinde kalan Japon’un ağzından sadece “ayakkabılarınızı çıkarmak zorundasınız” cümlesinin dökülmesi... O kuralı işler hale getirmeye çalışması... Yani inat etmesi. İnat…

Koyunlardan bizi ayıran en önemli olmasa da en azından sadece biridir bu özelliğimiz. İnatla yaşamak isteriz, inadına severiz… Bazen inadına ayrılırız sevdiğimizden. Bazen öyle anlar olur yanında değildir sevgilin yanında olması gereken bir zamanda. Ben de onu inatla istiyordum o gün yanımda. Ama o plan yapmıştı. Bir arkadaşına söz vermişti, onunla buluşacaktı. İnatla ona gideceğini söyledi. İnada bindirmiştim ben de. Ve onun başka bir masada benim başka bir mekanda olduğumuz anda taciz atışlarım başladı. Kullanılan alet elbette cep telefonuydu. Bazen karşınızdakinin canını öyle bir yakmak istersiniz ki en ağır cümleleri kurmak gelir içinizden. Kelimelerin ucunu bıçakla sivriltirsiniz. Bir ok gibi hasmınızın (sevgili) kalbine saplanacağını hayal edersiniz… Gizli bir mutluluk verir insana bu hal. Oysa kaçak güreşmişsinizdir her şeyden önce. Telefon etmek yerine kısa mesaj atarak yani yazıyla hücuma geçmişsinizdir. Mesajla tartışmanın ardında başka başka şeyler vardır. Ses, o an nasıl bir ruh halinde olduğunuzu belli eder, kurguyu bozar, savunma yapamayacağınız açıklarınızı orta yere dökmenize neden olur, kontrataklara açık hale gelirsiniz, sizi ele verebilir. Mesaj atmak yerine sesinizi kullanmanız, bu meydan savaşından mağlup olarak ayrılma ihtimalini de beraberinde getirir. Yazıyı kullanarak kavga etme yöntemi çaresizliktendir. Çünkü o bıçak gibi kelimeleri, ancak birinin sesini duymadan, yüzünü görmeden gönül rahatlığıyla kurabilirsiniz. O gece onu oturduğu masada yüzünün şeklini değiştirecek mesajlar atmıştım. Birini attıktan sonra gönderdiğim mesajı defalarca okuyordum. Ondaki etkisinin büyüklüğünü canlandırıyordum kafamda. Duruyordum (Sessizlik, insanın içini bazen kemirir) tekrar yeni bir mesaja başlıyordum. Belki o an sinirlenip yanıma gelebileceğini bile düşündüm. Hiçbiri olmadı. Sustu. Yenilen oldum…Bitti.

Yorumlar
Yeni Ekle Ara
+/-
Yorum yaz
Isminiz:
E-posta:
 
Baslik:
 
:angry::0:confused::cheer:B):evil::silly::dry::lol::kiss::D:pinch:
:(:shock::X:side::):P:unsure::woohoo::huh::whistle:;):s
:!::?::idea::arrow:
 
Lutfen resimdeki guvenlik kodunu giriniz.
eren  - tesadüf   |2008-11-20 22:42:20
merhaba!tesadüf buldum sizi ve yazınızı.Bu filmi ben de yıllar önce
izlemiştim.Zaten iki oyuncuyuda çok beğenirim.Tekrar edeyim güzel bi tesadüf
oldu yazınızı bulmak.size kolay gelsin diyeyim...
ömer ülkü   |2008-10-24 14:38:05
Başlangıcı; polis telsizi cızırtısı kokan, spot ve sonrasında
giriş-gelişme-sonuç bölümleriyle devam eden metinlerden nereye geldik..

Bazen
kalp sesi ve göziçi ıslaklığıyla yumşaklaştırılan, üç nokta ile (..hey okuyucu,
bak bu son yazdığım iyi oldu, burası güzel oldu hha..) okumayı durdurup
düşünmeye davet edilen cümlerden, bıçakla sivriltilen kelimelere.

İnat ve
kelime kardeşliği, ya hep ya hiç gibidir.

Ya bütün kelimelerle; inat, arzı
endam eder. "..banane işte - istemiyorum/istiyorum işte - hayır/evet
işte" gibi.

Ya da adı söylenince kaybolan kelime ile her
taraftadır.
Göremezsin, duyamazsın onu. Ama öyle bir kokusu vardır ki sen başka
bi mekandayken, kalbine hedef aldığın sevgil,i başka bi masadan gönderir onu
sana.
Üşütür de insanı o koku, hasta eder.
Yenilmişsindir, kelimesiz
kelimeye. Sessizliğe, hey yazar.
Önümüzdeki maçlara (inatlara) bakacağız...
BetüL  - İnatçıyım... İnatçısın... İnatçı!!   |2008-10-23 14:56:31
Bende inatçı olanlardanım ve yazında işte beni anlatıyo dedim bi ara inatçı
olupta istediğini almak kadar güzel bişey yoktur ben buyum ve yaptım demenin
gururu...
Her zamanki gibi güzel yazılarından biriydi başarılar...
bilge  - yorumcunun inadı:))   |2008-10-23 14:48:35
sayın yazarımız!! yazdığınız yazı yağmurlu günde izlediğiniz film ve inatla
"ayakkabılarınızı çıkarın" diyen hacı amcayı bize anlattığınız için çok
teşekkür ederiz..yazınızı çok beğendim....ne güzel bi anlatım..portakalın biride
size..
(duma duma dumup,başucunuza koyup,bide yalan uydurmanız için )
dinç  - yüzleşmek...   |2008-10-22 12:30:39
Tebrik ederim güzel bi yazı olmuş. İnsan için zor olanı, yüzleşmeyi becermişsin.
Yenilen sen olsan da bir daha ki için kazanmışsın kendini...
Aykut Ersoy  - inadına...   |2008-10-22 11:43:10
inadına cevap veriyorum... herkesin sürekli yaptığı 160 karakterlik kalp kırma
olayını bu kadar iyi tasvir ettiğin için seni tebrik ediyorum, bende senin gibi
arayanlardan, arananlardanım... sesli iletişim kurmayı sevenlerdenim... aramayı
arayıpta arıyacağını bulamayanlara sesleniyorum hiç boşuna aramayın,
bulamazsınız... (biraz daha kassam telefon reklamı gibi olucaktı valla ) =D
Cinemetraj  - Geçmiş olsun   |2008-10-22 11:15:19
Şunu belirtyimki bir tek inatçı sen değilsin o yüzden kendini şanslı say


Ertesi gün pişmalığıda ayrı bir zevk verir insana zaten

Kalemine
sağlık hoşgeldin aramıza.
Bol paylaşımlı günler dilerim.

3.26 Copyright (C) 2008 Compojoom.com / Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."


UYARI!
Lütfen yorumda bulunurken, argo ve hakaret içeren kelimeler kullanmayınız.
BU GİBİ YORUMLARA ONAY VERİLMEYECEKTİR
Kişiler yaptığı yorumdan kendileri sorumludur.
Bu gibi durumlar, sitemizi herhangi bir şekilde bağlamaz!!!

439


Son Güncelleme ( Çarşamba, 22 Ekim 2008 )
 
< Önceki   Sonraki >

Şuanda 5 misafir bağlı

Yazarlar

Özkan Güven
Yazar Su an Offline
Profili 280 kisi tarafindan görüntülendi. Hit : 280

Yazarin toplam 3 yazisi bulunuyor. Tüm yazilarini görmek için tiklayin. Tüm Yazıları (3)

Tam gaz izle ve hemen unut...

Sample image“Taşıyıcı 3” (Transporter 3)... Serisinin şimdilik son halkası
devamını oku

Savaşın temizi yoktur...

Sample image“Yalanlar Üstüne” (Body Of Lies), adına nedense kirli savaş...
devamını oku

Sibirya ayazında donmuş bir film

Sample imageMafya, uyuşturucu, kara para, cinayet, işkence ve ölümüne bir...
devamını oku

'Hayat akan bir sudur'

Sample imageAyşe Kulin’in yeni çıkan kitabı Umut, Osmanlı’nın son ...
devamı oku