(Önemli not. Bu yazıyı okuyan herkes eğer ilk yazıdan bu yana takip etmiyorsa ilk yazımı mutlaka okumalı. Bu sinema, dizi vs hadisesiyle ilgili meramım orada)
Geçen yazımda anlatmıştım buzzzz gibi soğuk İngilizler’in dandik bir televizyon dizisinde bir bakışla ekranı nasıl alev alev yaktığını…
Şimdi de bizden bir örnek vereceğim.
Dizimiz Aşk-ı Memnu…
Açıkçası birkaç bölümünün birkaç dakikasını tesadüfen seyrettiğim (‘gördüğüm’ daha doğru bir ifade bile olabilir, durumu anlatmak babında) bir dizi. Çünkü o dizinin yayınlandığı saatlerde evde değil genellikle işte ya da yolda oluyorum. Onun için düşündüm. Acaba yazmaya hakkım var mı diye. Sonra dedim ki “Ben diziyi eleştirmeyeceğim ki, benim derdim komik duruma düşenlerle.”
Önce haberi geldi. Tarananammmm Aşk-ı Memnu’nun sezon finalinde Beren Saat ile Kıvanç Tatlıtuğ sevişecek. Türk televizyon tarihine geçecekler. Cesur sahneler vs. İşten başını kaldırabildiğimiz birkaç dakikada geyiği yapıldı, çok da uzun sürmeden yerini işe bıraktı. .
Tabii işten çıkıp eve vardığımda çoktan aklımdan çıkıp gitmişti. Tesadüf ya o gün eve erken gittim. Yine tesadüf ya zaping yaparken bir baktım Tatlıtuğ yani Behlül köşk mü, yalı mı işte neyse evin “limonluk”unda (sera) birini bekliyor. Müzikten esrarengizliği çağrıştıran tınılar yükseliyor. Gündüz yaptığımız geyik geldi aklıma…
Annnnannnnn… demişim. O sahne mi yoksa. Türk televizyon tarihine geçecek o sahne. Kopamadım o kanaldan. Kim kopabilir ki. Tarihe tanıklık var işin ucunda.
Neyse; Bihter göründü. Saçlar her zamanki elegant topuzların, taramaların aksine dağınık, şuh. Parmaklarının ucuna basa basa o da daldı limonluğa. Aynen Holivut (Hollywood) filmlerindeki gibi öpüşmeye başladılar. Ben o dakika koptum olaydan. Neden koptuğumu uzun uzun anlatmak istemiyorum. Rastlarsanız seyredin anlayacaksınız.
Neyse soyunmaya geldi sıra. Yine klasik Holivut filmlerindekiler gibi kadın erkeğin tişörtünü sıyırır vs. Kadın uzanır erkek aşağı doğru kayarken kadın yay gibi gerilir… (Bu yay meselesi kadının hazzını tanımlamak için kitaplarda da çok sık kullanılan bir ifadedir. Holivutçular da çok sever. O yüzden o anda biz yay gibi gerilen dünya güzeli kadının kadının boynundaki iğrenç damar kabarmalarını izlemek zorunda kalırız.)
Ay ay ay çok uzattım biliyorum ama şimdi yazdıkça aklıma geliyor. Neyse; yani bu da neyse…
Gelelim esas konumuza.
Beren Saat ile Kıvanç Tatlıtuğ öpüşüyorlar. Rol gereği her an her dakika içlerinde taşıdıkları bir volkanın ateşini paylaşıyorlar. Tatlıtuğ rahat. Çok da derinliği olmayan şabalap şubalap bir şekilde öpüyor kızı. Saç yok sakal yok. İstediği gibi görüntü veriyor. (Sakalı yok muydu Tatlıtuğ’un. Yine yazarken aklıma geldi. Yoksa bu sahnede nasıl öptüğü görülsün diye mi kesildi o sakallar. Yoksa ben diziyi izlemediğim için farkında mı değildim.)
Ya o zavallı Beren. Saçlar şuh şekilde dağıtılmış ya biraz da Tatlıtuğ’un şefkat gösterileri sırasında dağıldı, kız nasıl da öptüğünü gösteremiyor bir türlü. Tam öpüşmenin ortasında hafiften kenara çekiyor saçlarını kameranın gördüğü yanaktan. Başka bir sahnede yine aynı manzara.
Sonra bir ara alnına dökülen saçları çekerken… Sanıyorum yönetmen yapma falan dedi.
Eli orada kaldı.
Manzara gözünüzün önüne geliyor mu?
Öpüşüyorlar. Tatlıtuğ da Beren Saat de kendinden geçmiş pozlarda ve Beren’in eli kahküllerinin tam üzerinde. Saçlar hafif yukarı doğru şişmiş. Eli orasında öpüşüyor. Bir anlık mıydı, birkaç dakikalık mı bilmiyorum. Bana “Sezon finali”nin sonuna kadar sürdü gibi geldi.
BU MUDUR
Elim değmişken Küçük Kadınlar dizisiyle ilgili de bir derdimi paylaşmak isterim sizinle. Bu dizi galiba daha uzun sürüyor ya da gazeteden erken çıktığım birkaç güne de denk geliyor olabilir. Ne olup bittiğini daha iyi biliyorum. Kahramanlarını tanıyorum.
Tanıyorum dedim diye isimlerini bilmemi falan beklemeyin. El yordamıyla anlatacağım derdimi biraz.
Orada bir enişte ile yeğen durumu var. Lise öğrencisi kızın halasının kocası birkaç ay önce kıza tecavüz etti. Hah şimdi aklıma geldi. Kızın adı Yeliz. Bunlar 5 kızlar analarını babalarını kaybetmişler, kendilerine bir yaşam kurmaya çalışıyorlar ama rastladığım her bölümde acayip şeyler geliyor başlarına.
Yeliz sanıyorum enişteyi yaraladı hapse girdi çıktı vs.
Bir ara enişte tekerlekli sandalyeye bağımlıydı ve konuşamıyordu. Ne oldu bilmiyorum. Sonra birden ayaklandı. Ve rastladığım bölümde yine Yeliz’leydi. Kızla ailene para lazım, Ben veririm ama benim olmalısın mealinden bir konuşma yapıyordu. Ben bakışlara takıldım. Hani o iğrenç, sapık bir adam bakışları değildi enişteninki.
Aşık, hafif şehvet içeren ama kesinlikle izleyenlerde nefretten çok acıma hissi uyandıran bir bakış. (Sanatçıya sözüm yok. Kendisine söyleneni yapıyor demek ki. Elini kolunu neye koyacağını bilemiyor ama bakışları çok etkili. Yok kendisine söyleneni yapmıyor da kendi bildiği gibi oynuyorsa o da yönetmenin sorunu artık.)
Ben gazetede gün boyunca ajanslardan ensest, küçüklere cinsel tecavüz gibi haberlerin yağmur gibi aktığını gözlemleyebildiğim için biliyorum ki toplumumuzda bu işler çok yaygın. O nedenle nefret ettim o sahneleri görünce belki de. Oynayandan da oynatandan da yazandan da kanaldan da…
Normalde öyle filmdeki şiddetin taklit edildiğine filan inanmam ama bu tür olaylar daha farklı. Seyrettikçe seyredilen olayı normalleştiren şeyler bunlar. Hele ki bizim toplumumuzun dizilere bağımlılığı ve her şeyi gerçekle örtüştürdükleri (Bakınız: Kurtlar Vadisi vakaları) düşünüldüğünde çok daha tehlikeli bu tür şeyler. Diyeceğim o ki reyting yapmanın binbir yolu var. Birini de tacizi, (üstelik böyle hoş gösterilen) ensesti vs kullanmayın.
Ha, diyorsanız ki biz bunun kötü bir şey olduğunu anlatmaya çalışıyoruz o zaman tipleri daha farklı seçeceksiniz, karakteri daha farklı ipe sapa gelmez türünde oturtacaksınız. İlla ki aileden eli yüzü temiz biri taciz etsin diyorsanız o zaman o taciz başladığı anda insanlara, çocuklara ne yapabileceklerini, nereye başvurabileceklerini, nasıl önleyebileceklerini, nasıl ispatlayabileceklerini öğretecek bir şeyler yapın.
Tamam diziler bir şeyler öğretmek zorunda değil ama en azından kötüyü (bu kadar hassas bir konuda) teşvik etmesin, onaylamasın, normalleştirmesin…







