
Bu yazımda çok sevdiğim üç şeyi (sinema, tiyatro, futbol) birleştirip ortaya keyifli bir yazı çıksın istiyorum. O güzelim Dar Alanda Kısa Paslaşmalar isimli film ‘hayat fena halde futbola benzer’ lafı üzerine kurgulanmıştır. Bu önermeye katılmamak elde değil. Tiyatro da fena halde hayata benzer. Hatta hayatın kendisidir. (Bazı kötü kopyalarını saymazsak. Hayatın ve tiyatronun…)
İyi futbol oynamak için iyi oyuncuların olması gerekir, iyi bir tiyatro oyunu sahnelemek için de iyi oyuncuların olması gerekir. Torpil olmayan yerlerdir. Yeteneğin varsa oynarsın yoksa nallarsın. (Tabi istisnalar hariç. Bu takımda benim babam başkan, burası benim babamın tiyatrosu diyenler çıkar. ) Takımdaki oyuncular nasıl ki değişirse, tiyatro kumpanyasındaki oyuncular da yeni sezonda değişir. Futbolda mevkiye uygun oyuncu alınır, tiyatroda oyuna göre oyuncu seçilir. Genelde bu kararları veren kişiler aynıdır. Futbolda teknik adam, tiyatroda yönetmen. İkisi de iyi olursa eğer; sahnede iyi bir oyun, sahada iyi bir futbol vardır. İkisini de var eden üç şey aynıdır. Birincisi oyuncular… Tiyatronun temeli oyuncudur, futbolun da… Bir tiyatrosever Genco Erkal, Haluk Bilginer izlerken ne hissederse, bir futbolsever de Messi, Ronaldo izlerken aynı duygulara kapılabilir. İkincisi seyirciler... Onlar olmazsa temaşa olmaz. Gösteriyi anlamlandıranlar da anlamını yitirmesini sağlayanlar da onlardır. Tek fark futbolda taraftarlar iki ayrı kutba bölünür. Sonu ölüme varan kavgalar çıkabilir. Üçüncüsü oynanan yer… Tiyatroda sahnedir, futbolda stadyum. İkisi de sahnedir aslında. Yoksa Manchester United, stadının adını neden Old Trafford (Düşler Tiyatrosu) koysun?
Bu satırları yazarken bir daha düşününce oynanan yerin gerekli olmadığını anlıyorum. Onlar olmasa da tiyatro olur, futbol olur. Hangimiz sokakta top oynamadık ki ve sokakta top oynarken mahallenin göbekli abisi tarafından kovalanmadık. Ve hiç mi sokak tiyatrosu izlemedik şu kısa hayatımızda. İkisini de yapmamış olanınız varsa kusura bakmayın ona uygun bir reçetem yok.
Asıl önemlisi ikisini de izlerken ben yaparım duygusu uyanır herkesin içinde nedense. Halbuki ben yaparım duygusuyla avunanların yaptıkları, mahalle takımında top koşturmak veya yaptıkları taklitlerle eşi dostu güldürmekten öteye geçememiştir.
Ali Ece’nin ülke futbol literatürüne kazandırdığı tabir olan futbol dilencisini ben de tiyatroya uyarlamak istiyorum. Ben de bir tiyatro dilencisiyim. İzlediğim zaman iyi oyun izlemek istiyorum, sahnede iyi oyuncular olsun istiyorum; oynadığım zaman iyi oyunda oynamak istiyorum; karşımda iyi seyirciler görmek istiyorum. Suçluyum… Her şeyin iyisini istiyorum.


