Uzun Metraj

Gece Yarısı Güneşi

E-posta Yazdır PDF

Gece Yarısı Güneşi
Gece Yarısı Güneşi
Elimde “okumak için neden bu kadar geciktim?” sorusunu kendime yöneltmeme sebep olan bir kitap: “Gece Yarısı Güneşi

 

Refik Özdek’in 1994 yılında yayımlanan; adını, Finlandiya’nın kuzeyinde (İnari’de) yaz akşamları batar gibi olan fakat batmayan, başka bir değişle battığı yerden yani batıdan doğan ve geceyi ışıl ışıl aydınlatan güneşten almıştır. Ama söylemeliyim ki romanın kahramanı için asıl “gece yarısı güneşi”, tertemiz, büyülü bir aşkla bağlandığı Finlandiyalı güzel kız Ayme’dir. Eser “anı-macera” özelliğini taşısa da “aşk” belirgin bir şekilde ön plana çıkmakta, romanı duygusal yönden besleyip geliştirmekte hatta romanın kurucu öğelerinden biri haline gelmektedir. Sanatla aşkı bu kadar yaklaştıran tam olarak nedir bilemem ama ana tema olarak işlenmese de, farklı sanatçıların eserlerinde değişeme uğrayarak farklı bir estetik mesajla yorumlansa da, aşk, varlığıyla da yokluğuyla da her zaman sanatçının itici gücü, esin kaynağı olmaya devam edecektir.

Eser, -böyle bir maksadını bize sezdirmeden- bilmediğimiz birçok şeyi öğretiyor bize. Bir Evliya Çelebi gibi ülkeden ülkeye, kıtadan kıtaya, kültürden kültüre geçiş yapan kahramanımız; seyahati sırasında yaşadıklarını, gözlemlerini anı defterine kaydediyor. Yıllar sonra, yaşlandığında, o defteri gün yüzüne çıkarıp tekrar tekrar okuyor ve o günleri yeniden yaşıyor. Bizi de farklı coğrafyalara, farklı iklimlere alıp götürüyor. Görmeyi hayal ettiğimiz yerleri, usta yazarın aracılığıyla tanımaktan, gezer gibi olmaktan zevk duyuruyoruz.

Kahraman seyahati sırasında Bangladeş’le ilgili gözlemlerini bakın ne kadar güzel aktarıyor:

“Tanrım! Gücüne erişilmez, eylemlerinden sual sorulmaz, ama yine de yakınmaktan kendimi alamıyorum. Bu kadar iyi, dürüst ve çalışkan insanları neden böylesine yoksul ve garip bıraktın? Muson rüzgârları eser, deniz taşar, on binlerce insan ölür ve Bangladeş’in pirinç tarlalarını silip süpürür. (…) Felaketlerin, doğal faciaların kanıksandığı bir ülkedir Bangladeş. Yalnız Bangladeşli değil, dünya kanıksamıştır bu afetleri. Dünya almanaklarına bakıyorum da uygar ülkelerin bazen utanılacak kadar duyarsızlığına tanık oluyorum. Dünyada yılın büyük felaketlerini anlatırken, Avrupa’da yıkılan bir köprünün dokuz kişinin ölümüne sebep olduğu yazıyor da, aynı yıl tayfundan Bangladeş’te otuz beş bin kişinin öldüğünden tek satırla söz etmiyor. Bangladeş böyle bir ülke. Buradaki kadınların seslerine içli, hüzünlü bir ton olarak, tını olarak sinmiş bu olaylar…”

Bir solukta okunup bitirilen romanda üstün bir gözlem ve gayet başarılı betimlemeler dikkat çekiyor. Karakterler öyle samimi, öyle sahici ki, okurken kendimizi kahramanlarla özdeşleştiriyor, onlara içten içe bir sevgi besliyor ve roman okumanın keyfine varıyoruz.

Kurgudaki ustalık, anlatımdaki duruluk ve sürükleyicilik Cengiz Aytmatov’un eserlerini(bu eserleri Türkçeye kazandıran da bahsettiğim kitabın yazarı: Refik Özdek’tir.) anımsattı bana. Şunu da belirtmeliyim ki, Cengiz Aytmatov’un yazmış olduğu ve Louis Aragon tarafından “dünyanın en güzel aşk hikâyesi” ifadesi kullanılan “Cemile”den sonra bence aşkı anlatan en güzel hikâyedir “Gece Yarısı Güneşi.”

Kitabın her bir sayfasını okurken, bir sonrakinde ne anlatıyor diye merak etmenize sebep olacak okunası bir kitap…

Herkesin gecesini aydınlatan bir güneşi vardır. Gece yarısı güneşinizin hiç batmaması dileğiyle…

 

Online Üyeler »

0 Kullanıcı ve 612 Misafir Çevrimiçi

AKTİV GRUPLAR »